15 Mayıs 2008

"Var mı tırnağın kaşınasın?"

Kendime kocaman bir kahve yaptım bu akşam günlerden sonra ilk defa, bol baileys de koydum içine demleniyorum aylardır süt yapsın diye içilen Stiltea adlı çaya inat ... artık sütlerim de azaldı bu gidişle kesilir belki, kızlar mamaya alıştı alışalı pek yüz vermiyorlar , şu 6.aylarını da doldursalardı çok iyi olacaktı ya olmayacak böyle giderse neyse, bu kadarına da şükür...

Saat gecenin 1’i neredeyse ama evdeki işleri ancak toparlayabildim de oturabildim sonunda , kızlar uyumadan hiçbir şey yapmak mümkün olamadığından gece yapabiliyorum çamaşır ütü vss.işlerini , çok da yorgunum aslında oldukça da sinirli, çünkü az evvel ev işlerine yardımcı kadın vize izni için gittiği memleketinden arayıp, gideceğini bildirdi, yarım yamalak Türkçe’siyle başka bir işe geçeceğini anlattı daha doğrusu tam olarak anlatmadı da, haber verdi detayları gelince anlatacakmış hanımefendi...

sinirden çıldırmış bir halde, “sen bilirsin ama gitme sebebini öğrenmeden şuradan şuraya gidemezsin “deyip kapattım...

Zaten ne denebilir ki, başka? “ sorun nedir diye sorduğumda “siz değilsiniz, sizi seviyorum para da değil” dedi başka bir iş yapacakmış. Ne iş yapacaksa 3 kelime Türkçesiyle anlamadım kesin para yüzünden ama rakam da telaffuz etmiyor yani “kaç paralık bir iş bu yeni bulduğun” diye sordum cevap yok..
zıkkımın peki
tam da herşey yoluna girdi derken...

Sinirim onun gidiyor olmasından çok, tekrar yeni birini bulup ona ev işlerini ve bir sürü detayı sil baştan öğretmek zorunda kalışımdan ve bunu birde iki bebekle birlikte halletmeliyim, zaten bu ara kızların dişleri çıkma çabasında olduğundan, pek bir huzursuz ve uykusuz günler geceler geçiriyoruz dolayısıyla uykusuzum ve tabii ki yorgun, annem bende olmasına rağmen bu kadar yoruluyorum yarın o gidince nasıl üstesinden gelinecek bu işlerin bilmiyorum düşünmek de istemiyorum, karabasanlar çöküyor üzerime sinirleniyorum nankör Manana...

memleketine giderken bir tek kol çantasını alıp gitti de “kışlıkları götürmeyecek misin” diye sorduğumda “nasılsa Kış gelince de burada olucam” diye cevap vermişti , herşey yolundaydı gitmeyecekti kızları da çok seviyordu,ev işlerini de bayağı öğrenmişti, meğer Kış gelince nasılsa burada olacağı yer bizim ev değilmiş...

Biliyordum bir gün bu günün geleceğini çünkü tüm çocuklu arkadaşlarımın ne yazık ki, en çok yaşadıkları sorundur bakıcı konusu , hatta benim kız yine insaflı davranıp haber veriyor , haber vermeden sırra kadem basanlarda olmuştu arkadaşların tecrübelerinden bildiğim ama bizim Manana pek bir yer etmişti ya da, ben öyle zannettim ne bileyim? birkaç yıl kalacak gibiydi sanki ve hiç Türkçe bilmiyordu geldiğinde şimdi biraz biraz konuşmaya da başlamıştı...hoş, tek bilmediği Türkçe olsa amenna bulaşık makinasını dahi kullanmayı öğretmiştim ben ona ve daha birçok şeyi...ve kendi memleketlerinde belki bulaşık mk.filan yoktur diye empati kurup, yaptığı tüm salaklıkları kırdığı,döktüğü birçok şeyi de gözardı ederek...

Hep böyle mi olacak peki? Al öğret tüm ev işlerini, Türkçeyi arada bir güven oluşsun diye uğraş ve tam herşey yoluna girmeye başlayınca başka bir iş bulup gitsinler...öyle zor geliyor ki yeni birisiyle uğraşmak anlatamam ve zaten benim için hiç tanımadığım birisiyle aynı evde yaşamak tam bir işkenceyken bir de bu değişimler hiç hoş değil...

Ben tüm gün böyle ah vahh diye düşünüp sızlanırken, annem güne damgasını vuran sözü etti ve koparttı beni, rahmetli babaannemin sözlerinden birisiydi yine “dur g..tüm yer ediyim , bak sana neler ediyim “ diye

Biraz edepsizce belki ama ne doğru bir söz değil mi? Böyle o kadar çok lafı vardı ki rahmetlinin annem bazen hatırlayıp söyler hatta bende bazılarını sıkça kullanırım da, arkadaşlarım dalga geçerdi, “nereden buluyorsun bu antika sözleri” diye bir tane daha çıktı ortaya, repertuarımıza yeni bir lakırtı daha eklemiş olduk ve en önemlisi beni gülümsetti birazcık olsun, belki de böylesi daha hayırlıdır , kimbilir belki de daha iyi birisini bulucam diye de düşündürttü hem de...

“Var mı tırnağın kaşınasın” derdi birde rahmetli, kendi işini en iyi kendin görebilirsin, sen halledebiliyordan ne ala başkalarına güvenme ve yine ne kadar doğru işte böyle millete güvenince her an yarı yolda kalabilmek mümkün...

Umarım en kısa sürede bir çözüm bulabilirim yoksa halim duman... :(

Annemin günü...




Uzun zamandir devam eden alkol diyeti sona erdi nihayet ,birkaç gecedir içiyorum. içiyorum derken oyle her gece şişenin dibini gören bir durum yok haliyle ama canım sıkkınsa ve yorgunsam şöyle azıcık bir şeyler iyi gelir, evvelden birkaç dubleydi bunun anlamı , hele Cuma-Cumartesi akşamları olunca, ya dışarda arkadaşlarla ya evde bir başıma, bir şeyler içmeden bitmezdi haftasonu geceleri... zaten hepi topu 2 gece idareli kullanmak lazım, Pazar gelince karabasanlar çökmeye başlar oldum olası, evvelden okula gidiş öncesi hazırlıklarının, ödev tamamlamalarının filan son günüydü sevmezdim, büyüdüm işe gitmeden evvelki gün oldu yine sevemedim şu Pazar günlerini o yüzden belki de, pek bir paldır küldür geçer ve hiç birşey anlamam varlığından, keyifsiz bir gündür Pazar benim nezdimde senenin sadece tek bir pazarı olan Anneler günü Pazarı dışında ...Annemin günü...

Aslında kutlama günlerini de sevmem ben, kendi yaşgünüm de buna dahil , evlilik yıldönümüm de... her ne kadar kocişin başına musallat olup, günler öncesinden hatırlatmaya başlasam da, olayın keyfi bu dalga geçmelerdir benim için, ötesi çok da şart değil ve hatta kazara unutsa da canına okusam filan daha çok eğlenirim ...

Sadece dostlarımın özel günlerini atlamadan kutlamaya çalışırım , bir de kızkardeşim takıktır yaşgününü unutursan , hiç yaşama zaten yaşasan da, kalan ömründe burnundan fitil fitil getirecektir bayramlık ağzını açarak,
“biliyorsun benim için çok özeldi” diye...
anlamam neden özeldir? doğmuşsun işte iyi güzel de eeeeee ama ne zaman bu sözleri ard arda sıralasam kıyamet kopar , o yüzden artık kimse kimsenin dalına basmadan yaşamayı öğrendi ben unutmuyorum, o da avının bir anlık gafletini yakalayan kaplan gibi saldıramıyor uzlaştık bir şekil, kırk tane alarm kurup, elli yere hatırlatma mesajı yazıyorum bu sebeple hanımefendinin yaşgünü unutulmasın diye...

Oldum olası kutlamak isteyip de, kutlayamadığım tek gün ise anneler günüdür hayatımda, her sene bu gün geldiğinde ki, Pazar günü olması sebebiyle mevcut sevimsizliğiyle baş köşedede olmasına rağmen elimden geldiğince bir şeyler yaparım da, yine de bir türlü hakkını vererek kutlayamadığımı düşünürüm , ne aldığım hediyeler yeterli gelir , ne de söylenen sözler ...

Ve bunca zamandır her ne hediye almış olursam olayım en çok hoşuma giden, anneme onu ne kadar çok sevdiğimi söylemektir sadece, yani senenin diğer günleri de kurulan bu “seni çok seviyorum” cümlesi anneler günü’nde daha bir anlamlı olur sanki ve canım Annem her seferinde dönüp “benim kadar sevemezsin” diye cevap verir yıllardır ...

Şu ana dek bunun anlamını tam bilememiştim ama bu Pazar ilk anneler günümde anladım ve ne güzel bir tesadüftür ki, bu sene annem benimleydi eşim de bizi kahvaltıya götürdü, ne yazık ki, herhangi bir hediye alabilme şansım da olamadı sonraya erteledim hediyesini ama , onu kocaman öperken, “seni çok seviyorum güzel annem” dedim ve annem de yine o kocaman gülümsemesiyle dönüp, “benim kadar sevemezsin” dedi...

Ve ilk defa bu sözün anlamını hissettim en derinden, çünkü benim de dünyalar güzeli iki meleğim var artık ve umarım nice yıllar birlikte çok sağlıklı ve mutlu olur, nice anneler günü kutlarız, umarım beni en az benim annemi sevdiğim kadar severler ama, artık çok iyi biliyorum ki, onları kimse benim kadar sevemeyecek ...





8 Mayıs 2008

"Anne olunca anlarsın"



"Hep de aynı cevabı verirdim, “ben senin gibi anne olmayacağım”diye meğer, ne büyük hata, ne gereksiz ve yanlış bir cümle kuruyormuşum bilmeden, artık anne oldum ya, anladım gerçekten, o merak edilen zamanların kıymetini, bizi nasıl gözünden sakınıp korumaya çalıştığını ve kaç yaşında olursak olalım annelerimizin gözünde asla büyümeyeceğimizi ..." http://www.ikizanneleri.net

yukardaki paragraf yine ikizanneleri sitemiz için yazdığım son yazının bir bölümü, gecen Cuma gittiğim Antalya gezisini anlattım da, aslında anlatılacak çok şey var o geziyle ilgili...

daha önce gidip kaldiğim ve döneceğim gün "keşke daha fazla kalsak" diye direttiğim son derece keyifli bir otelin yanımda bebişlerim olmadığı için bana hiç tad verememesi var mesela...

sonra, uçakta giderken ve dönerken bir bebek ağlaması krizi yaşandı, bebişlerim doğmadan önce bu susturulamayan bebeklere bende kızıp, "offf ya bir bebeği susturamıyorlar" diye çemkirirdim oysa şimdi, o annenin ne derece çaresiz olduğunu bebeğinin ağladığına mı yansın? millettin benim bir önceki versiyonum gibi bencilce düşüncelerine maruz kaldığına mı üzülsün?şeklindeki halini düşünüp kendimi sorguladım, yargıladım hatta anlayışsız davrandığım günleri infaz ettim kafamda demek ki bu da, Anne olunca anlaşılacak konulardan birisiymiş...

ve Anne oldum olalı çok şey değişti hayatımda önceliklerim, farkındalıklarım her geçen günde değişmeye devam etmekte, meğer ne çok şey varmış Anne olunca anlaşılacak:)))

2 Mayıs 2008

90-60-120



Siz bu satırları okurken, ben Antalya’da henüz hangi otel olduğunu bilmediğim (iz) bir otelde bir dostumun nikah törenine katılıyor olacağım. Sürpriz bir nikah olduğundan gelin dahi bilmiyor henüz...

Şaka gibi değil mi?

Bence de öyle yani, ben de inanamıyorum kızları bırakıp 1 günlüğüne de olsa, gidiyor olduğuma ama, hatun kişi can dostlardan, koca adayı da , tanıdığımız günden beri en uygun aday olunca ve bendeniz de, bu ilişkinin en başından beri herşeyine şahit olmam sebebiyle nikah şahidi olduğumdan olanlar oldu, tüm “ama” ile başlayan cümlelerime bir çözüm üretilip, ikna edilmem sağlandı, yarın sabah gidiyorum, ertesi sabah dönmek üzere...

Gitmeye karar verdikten sonra, yardımcı kadının tek başına iki bebişe bakamayacağını bildiğimden annemi yardıma çağırmıştım, geldi sağolsun, kısmetse yarın kızkardeşim de “bebiş bakma kervanına” katılacak hatta abartıp eşime, “çok yoğun değilsen Cuma işe geç gitsene” demişliğim de var yani, tamam hepi topu 1 gün ve gece geçirecekler ertesi gün dönmüş olacağım ama olsun ...

Az evvel kocişimi hırpaladım azıcık...
Bugün sabahtan beri anneme ve yardımcı kadına bebişlerin bakımı ile ilgili gün boyunca yaptığımız herşeyi mama durumlarını , hazırlanışlarını, uygulamalı bez değiştirme çalışmalarını yaptırıyordum ki, kociş yüzünde kocaman bir sırıtışla, “sen yoksa 1 haftalığına mı gidiyorsun?” demesin mi?

Desperate Housewives’daki Bree’nin yüzündeki o buz gibi ama kararlı ifadeyle bakıp, onun o yamuk gülüşünü de yüzüme aynen ekleyerek,
“mutfağa gelir misin?canım” dedim.

Kurduğu manasız cümle yüzünden, kızlara mama hazırlama programından o da bu sayede nasibini almış oldu. Her ne kadar ben, “90-60-120 sana ne çağrıştırıyor” dediğimde “Latin hatunları” demesi sebebiyle, şu an biraz hırpalanmış olsa da, mama yapmayı ve 90-60-120’nin de kızların öğleden sonra tükettikleri mama öğün miktarı olduğunu öğrendi.

bir yandan da aklıma 568 tane abuk subuk olasılık geliyor, en belirgini hani olmasın sakın ama, birileri umarım benim bineceğim uçağı kaçırmaya kalmaz , yoksa hep birlikte çok eğlenebiliriz ya da ben eğlenmem o ara korsanı pataklıyor olabilirim ama siz “ayy bu bizim OBBSSS “ diyebilirsiniz, hava korsanını biraz hırpalamışım, yaka paça yetkililere teslim ediyorum ve sadece bozuk plak gibi, “benim kızlarıma gitmem lazım” diyorum zaten en başından da öyle demişim ama korsan abi dinlememiş , dinlemeliymiş...

Şimdi bu abuk senaryoyu zihnimdeki en derin çöp kutusuna gömüp, seyahat çantasını son bir kontrol edip yatmam lazım, umarım kimse benim bineceğim uçakları kaçırmaya kalkmaz, kızlar sorunsuz bir gün ve gece geçirir de, herşey yolunda gider zaten en büyük arızayı onları deli gibi özleyerek ve evi belki kırk kere arayarak ben çıkartacağım başka soruna hiç gerek yok ...

Ve unuttuğum bir şeyler diyordum da, süt pompası geldi aklıma ve süt saklama poşeti, buz jeli vs.şeklindeki yandaşları , malum hala emziren bir anne olarak 1 günlüğüne de, olsa bu ekip olmaksızın yola çıkmamam lazım..

Pompasız çıkmam abi....çıkamam:)

26 Nisan 2008

Bir opesim var...

Şimdi, benim bıdıklar artık 16.aylarının içindeler ya, haliyle o minik yanaklar her geçen gün daha da öpülesi bir kıvama bürünmekte ve itiraf etmeliyim pek de lezzetli görünmekte ama siz yine de öpmeyin! hele hele etrafta birde ben varsam sakın! dudaklarınıza sahip çıkın, kendinize engel olun ama öpmeyin aman diyim...

hadi kendinizi tutamadınız öptünüz, ve benimle gözgöze geldiğinizde bakışlarımdan kaçacak delik arıyorsunuz ee haklısınız da, ama hala niye kaçmadınız o da ayrı , salaklaşıp tekrar öpmeyin!

hani sanki, "acaba buna mı kızdı? amannnn canım ne var bunda" dercesine deneme yanılma yoluna gitmeyin...adı üstünde de-ne-meeee...

ben kimsenin bebişini öyle şap şup öpmem, zaten bizde bebiş kısmısı öyle de öpülmez sadece koklanır aldığımız terbiye bu yönde...

ama benim terbiyemin bir yumurta kıtlığı zamanına denk geldiği de apaçık ortada, yani o yüzden zaten siz siz olun hiç öpmeyin...hani terbiyesiz olma durumum dolayısıyla...açıkladım da bak...

çok mu uzattım? yeni başlamıştım oysa..

ben bile kıyamazken o gül yanaklara dokunmaya ağzımdan bir kaza çıkmasın sonra benden söylemesi...

amannn diyim...

22 Nisan 2008

OBBBSSSSSSSSSSSS !!! ANNE VAR

"Daha evvel anlatmışımdır belki bebişlerle olan serüvenimi ve aslında ben 1 senedir etrafımdaki herkese sadece bunu anlatıyorum, çünkü hayatımda şimdiye dek hiçbir şey böylesi anlatılası olmamıştı, hiç bu kadar sonu gelmez cümleler kurmak istememiştim ve meğer hiç bu kadar lezzetli bir hikayesi de yokmuş hayatımın anne olana kadar...."

bu blogu takip edenlerin en sık okuduğu satırlardan belki yukardaki paragraf, tek farkı, bu defa yazının devamının bir başka sitede yayınlanıyor olması; http://www.ikizanneleri.net henüz kücük bir bebek belki yayın hayatına başlaması itibariyle ama, içinde kalpleri kocaman o kadar çok çiftekavrulmuş ikiz annesi barındırmakta ki, inanılmaz ikiz bebişlerinin maceraları ile birlikte:)

ve bende bilmiyordum doktor "iki tane bunlar " diyene dek, bu çok zor ama bir o kadar keyifli olan ikizanneliği serüveninin detaylarını hala da, biliyorum denemez yaşadığım son 5 aydaki çıtır çerez anneliğimi saymazsak ama, o sokaklarda görüp, "aaa bak ne şirin ikizler" dediğimiz bebişleri evden çıkartabilmenin ne demek olduğunu artık biliyorum...

işte yeni sitemizde de bu güzellikleri, zaman zaman yaşadığımız zorlukları ama her şeye rağmen anlatmaya doyamadığımız o dünyalar güzeli meleklerimizden bahsediyor olacağız...

Çiftekavrulmuş annem, sevgili Emel'in ricasıyla bende dilim döndüğünce Kaymaklı Kurabiyelerimle yaşadığım kendi deliliklerimden bahsediyor olacağım, akıllı bir lakırtı etmemi beklemek de delilik olurdu zaten değil mi?:)

7 Nisan 2008

Şöförlü arabalara dair...

ben bu blogu yazmaya başlayalı beri çok sıkı takip eden birkaç arkadaşım var ve geçenlerde "yaa artık sadece bebişlerden bahsediyorsun" diye sitem etmişlerdi sanki gün içerisinde yapabildiğim ya da, bakabildiğim başka bir şey yaşıyorum da bahsedecek konu bulamıyorum...

sadece artık hayatımın çok büyük bir bölümü bebişlerle olduğu için onların maceraları gündemde işte bu yüzden, bugün annemin gelişini fırsat bilip, sabah erken kalkıp, kızları yedirip içirip uyuttuktan sonra, kocişe musallat olup kendimi caddeye bıraktırdım...
sabahın köründe gidilen cadde programında;

- mothercare'a uğrayıp, eşden dosttan gelen bazı hediyeleri şu an ihtiyaçlari olanlarla değiştirmek,

- kuafore uğrayıp, gün geçtikçe mağara dönemi kadınlarına dönen şu perişan saçlarıma bir makas attırmak,

- remzi'ye uğrayıp kızlar için elbise vs..dikebileceğim, örebileceğim modelleri olan dergilerden almak,

-mothercare'daki bebiş elbise fiyatlarını görunce "ya kır k..çını otur dik, ya ucuzunu bul" kampanyasına uyum çalışmaları için Peros'a uğramak

-Peros'ta aradığımı bulamazsam dodanlı'dan pembeli beyazlı kumaşlar almak,
gibi bir sürü hayalim vardı...

ama ne yazık ki, daha mothercare daki işimi ancak bitirmiştim ki, annem arayıp
"Ece uyandı ağlıyor ve susmuyor" deyince pılı pırtıyı toplayıp eve döndüm..

ve caddeye geldiğimizde, tam kociş beni mothercare'ın sokağına bırakmıştı ki, onun ardından bir arabanın içinde, önde şöför arkada üç tombul teyze geçtiler, yani makam arabası tarzı bir araba belli ki, bir patron abimizin aile üyelerini taşımakta...

buraya kadar iyi hoş da, yahuu üç kocaman hatun arka koltuklarda tıkış tepiş oturacağına neden bir tanesi şöförün yanındaki ön koltuğa geçmez? incileri mi dökülür, birisi görse "aaaaa ne ayıp şadiye teyze şöförün yanına oturmuş" mu der, hadi de ki dedi bu neden ayıptır? ayıp filan degil ve zaten sadece biz Türk insanına özgü olan o görmemişlik veya sonradan görmelikten kaynaklı dumur halleri bunlar, başka memlekette göremezsiniz...

adı üstünde "makam arabası" aslında şöförü olan araba makam arabası farklı birşey her neyse, bu arabaların esas amacı çok yoğun çalışan insanlara trafikte geçirdikleri sürelerde de bir kaç iş halledebilecekleri zaman yaratmak ya da, en azından trafik telaşı yaşamadan dinlenebilmelerini sağlamak değil midir?

bizim memleketimizde değildir, hadi arada bir eş-anne baba bir yerlere gidecektir ve yol üstüdür bırakılır anlarım ama, tüm gün koca arabayı ve şöförü meşgul edenler biliyorum ve bunu büyük bir keyifle yapanları hatta, kendi arabası olduğu halde ısrarla kocasının şöförlü arabasına musallat kadınları da tanımışlığım var işim gereği...

ve bu sebeplerden zamanında yaşadığım komiklikleri yazsam olay olur,yıllardır yönetici asistanlığı yaptığımdan ve çalıştığım bazı yöneticilerin bu şöförlü araba kullanamama mevzularından kafayı sıyırmıştım...

ben patronu toplantıya yetiştirme çabasındayım sevgili eş veya anne ya da teyze kuaförden dönememiş, ya da gittiği "altın günü" bitmemiş, ya da eve dönerken alışveriş yapılmış ve zavallı şöför eşyaları eve taşırken benim beşbin kere çaldırdığım telefonu arabada bırakmış vsss... yani anlatmakla bitmez bu konu görmemişin şöförlü arabası olmuş tutmuş meşgul etmiş şeklinde...

ve bir gün yine böyle patron eşinin, patronun şöförlü arabasını zapt ettiği günlerden birinde, hatun kuaföre gider ve kendini sadece kuaföre bıraktırsa hadi neyse bir de, zavallı çocuğu kapıda asker eder, o gün röfle günüdür ilk yapılan röfle beğenilmez, saçlar tekrar paketlenir ve beklemektedirler ve bende deli gibi şöförü ofise döndürme çabasındayım ama sevgili şöförümüz, nuh diyor peygamber demiyor "yenge kapıda bekle" dedi dışında cümle kuramıyor , memleketim şöförleriyle uğraşmak da, ayrı bir iştir zaten bu mevzuya hiç girmiyorum...

"arkadaşım patron bekliyor toplantıya gideceksiniz sen gel ben konuşurum yengeyle" diyorum ı ıhh.. kuaförü arıyorum yengenin daha en az 30 dk.işi var öğreniyorum, yengeyi arayıp toplantı durumundan bahsediyorum, "çok az işim kaldı bitmek üzere" diyor burnundan kıl aldırmıyor değil ki şöförü gönderecek...

ve patron tüm bu telefon konuşmalarına şahit, en meraklı haliyle soruyor ki, önceleri defaten bu tarz mevzular yaşattığı işin eş uyarılmış sözde ama nafile, bende dönüp "çok üzgünüm ikna edemiyorum ,henüz saçındaki paketleri açmamışlar kuaförde bekliyor" diyorum ve zavallı adam en çaresiz haliyle bana,
"sen bana bir taksi çağır bitsin bu işkence " deyip konuyu kapatıyor...

hepimizi bezdiren bu durumlara çareyi hatuna da bir şöför tutmakta buldu sonunda ve hatta o aşamada devreye girip mevcut şöför arkadaşı eşine kaydırıp, yeni şöförün bizim patrona alınmasını sağlamıştım hani belki bir nebze daha sözden anlıyordur diye...ama diyorum yaa yani yazmakla bitmez bu hikayeler...

işte bu yüzden lütfennn, sevgili eşlerinizin veya babalarınızın ya da her kimse şöförlü arabası olanları rahat bırakın yahuu, adamlar sizler için tüm gün çalışıp para kazanma derdinde ve hadi diyelim ki bırakmadınız, adam gibi kullanın! o şöförün esas işini unutmayın! ve 38 bedene sığmaya çalışan 44 beden hatunlar gibi davranıp illa arka koltuğa sığmaya çalışmayın! çok komik oluyorsunuz, geçin biriniz ön koltuğa incileriniz dökülmez... şöför de sizi yemez....

27 Mart 2008

saat sabahın 4'ü

Saat sabahın 4'ü ve ben ayaktayım, kızlardan birini besledim, diğeri mıkırdanıyor o daha az evvel yemişti mamasını belli ki kaka yapmış ama, beklemesi lazım..

kollarımda Ece biberondan mamasının son damlalarını yudumluyor yarı uykulu,"hadi bebegim biraz daha hızlı" diyorum ama yapabileceği belli, o bir bebek ve ben zamanı hızlandırmak istiyorum, Ece mamasını bitirsin, gazını çıkartıp yerine yatırıp Alya'yı alayım kucağıma çünkü, artık mıkırdanmalar ağlamaya dönüştü ve belli ki rahatsız iyice, o dakika ahtapot olmak istiyorum, bir sürü kolum bacağım olsun ve ne Ece'ye acele ettireyim mamasını çabuk bitirmesi için, ne de, Alya'yı böyle altı pisken bekletiyim, çok rahatsız olduğunu bile bile ve yalnızım, evdeki tüm kalabalığa rağmen şikayetçi miyim? bu durumdan hayır çünkü, bu saatler bebişlerle baş başa kalabildiğim tek zaman dilimi etrafımda kimse olmadan ve bunu çok seviyorum, belki aynı anda ikisine birden yetemiyorum ama yine de, olsun ben anneyim, hem de ikiz annesi...

zaten bazen kendimden başka kimse dokunmasın istiyorum bebişlerime ve kucağımda biri varken, diğerini bir başkası alınca kıskanıyorum, neden ikisini birden alamıyorum diye...abuk belki ama fark etmez çünkü ben anneyim ve anneler bebeklerine her an yetebilmek ister ondandır bu manyaklığım da diyorum tek istediğim hep çok sağlıklı ve mutlu olmaları...

Ece mamayı bitirdi, gazını çıkartmak lazım ve Alya biraz sakinleşti belli ki, yoruldu debelenmekten... Ece'nin gazını çıkartıp Alya'yı kucağıma alıyorum altını değiştirmek için ama tam temizlerken, Ece başlıyor ağlamaya yan odadayız,
"memesi düştü" diyorum ama, ellerim kirli çabuk çabuk Alya'yı temizliyorum...

Ece iyice yaygarayı basıyor, kraliçe ya küçük hanım, bir şeye ihtiyacı varsa hemen yapılmalı bir saniye sabrı yok...

Alya temizlendi mutlu mutlu, yüzüme bakıp gülümsüyor, gülmüyorum ve konuşmuyorum, çünkü biraz yüz bulsa, tüm uykuyu satmaya hazır oysa, anne robot, anne o gülücüklere aşık ama susuyor geceleri, bebişlerine geceyi, uykuyu öğretmenin yolunun geceleri konuşmamak, tepki vermemek olduğunu öğrenmiş, uyguluyor...

saat sabahın 4'ü, Alya'yı yatağa bırakıp, çığlık kıyamet ağlayan Ece'ye doğru uzanırken kociş uyanıyor "ne oluyor yahuu ne bu yaygara" Ece'nin memesini vermeye çalışırken dönüp, "yok birşey sadece Ece'nin memesi düşmüş" diyorum, kociş uyku sersemi,
"hıı iyi bende birşey oldu zannettim" diyor kendi kendime gülümsüyorum:)
birşey? çok şey oldu bitti şu 1 saatlik zamanda ama anlatamam şimdi anlatsam ,"eeee uyandırsaydın ya" diyebilirsin yardımcı da, olursun biliyorum ama, gerek yok "hadi sen uyu canım ben hallettim" diyorum...

saat sabahın 4'ü ve ben çok mutluyum yanıbaşımdaki yatağın içinde yanyana yatan bebişlerime bakıp gülümsüyorum ve Tanrı'ya teşekkür ediyorum
"ne iyi ettin de, bu iki güzel meleğini bana gönderdin" diye, tüm dileyenlere versin diye de, dua ediyorum...

ve küçükken hani sorarlar ya, "büyüyünce ne olacaksın" diye, bunca sene bu sorunun cevabını bilememiştim ama şimdi biliyorum ben anne olacakmışım...

ben anneyim

anne
ne güzel bir kelimeymiş

25 Mart 2008

Kaymaklı kurabiyelerin 3.ay kontrolü

Gecen Salı kizlari 3.ay kontrolune götürdük babişleriyle birlikte, zaten tek başına ikisini evden dışarı çıkartmam mümkün değil ama, bizim babiş normal şartlarda doktor muayenehane kapısından girmeyen bir adam olduğundan, şoktayım ve aynı adam geçen sene bu zamanlar ben "bebek yapmayı düşünüyorum vakit geçiyor" dediğimde, "destek olmaya çalışırım ama fazla birşey bekleme, öyle çok ilgili alakalı olmazsam şaşırma" gibi abuk sabuk lakırtılar etmişti, eeee Allah'ın sopası yok ki, hem iki tane bebiş verdi ve bir de onlara aşık bir baba çıktı ortaya gık desek yanımızda biten:)

amannnn tık tık diyim, umarım hep böyle gider...

bebişlerin sağlıkları iyi sadece, geçen ay almaları gereken 700 gr yerine 650'şer gr. almışlar ben tam "sütüm mü yetmiyor artık yani" diye zırıldamaya başlayacaktım ki, doktorumuz, "yapma nolur, literatüre geçeceksin 3 ay boyunca ikiz emzirdin abartma vs." tarzında bir girizgahla,anne sütünün aydan aya besleyicilik değerindeki azalmayı anlatınca içim rahatladı bir nebze olsun, yani ben oturup günde 2 kilo koska helva, 5 litre komposto vs..de içsem sütün içindeki besleyicilik düzeyi de miktarı da, azalıyormuş ama elbette emdikleri sürece emzirmeye devam edeceğim sadece gelişimleri açısından, geceleri kızlara bir öğün mama takviyesi var artık...

doktora ısrarla, "ya memeden vazgeçerlerse mamayı alınca" diye sordum değişik bir marka biberon önerdi ve geçmezler korkma dedi "geçerlerse benim nasıl canıma okuyacağının farkındayım " diye de ekledi:) kadıncağız beni topu topu iki kere gördü hayatı boyunca ama, belli ki anladı arıza katsayımı:) yazık, onu da ürküttüm biraz sanırım elli kere aynı soruyu sordum çünkü " bakın memeden vazgeçmezler değil mi" diye:)

milupa aptamil 1 ile başladık ve geçen Salı'dan beri sadece gece uyandiklarında bir kere veriyorum şu ana dek bir memeyi reddetme olmadı, sadece dün bir ara Nosi istemedi ama, sonra gazı olduğu için emmek istemediğini anlayınca rahatladım , umarım anne sütüne olan aşklarından vaz geçmezler de, uzun süre sütüm yettiğince emzirmeye devam edebilirim...

yoksa cok canım aciyacak, 3 aydır saçıma röfle bile yaptıramadan, hiçbir diyet yapmadan sadece süt üretme derdindeyim ve bu sebepten kociş tarafından Hollanda'ya satılma tehditleriyle yaşıyorum ve buna rağmen vazgeçmedim siz de anne sütünden vazgeçmeyin olur mu benim kaymaklı kurabiyelerim:)

ISLANMIŞ KEK :)

Ben, oldum olası tatlı hastasıyımdır ve bayılırım kekler pastalar yapmaya, yani bayılırdım demek daha dogru artık ne yazik ki, pek vakit bulamıyorum ve gecen akşam kızları uyuttuktan sonra ıslak kek yaptım, tarifi pek güzeldir ve yıllardır en favori tariflerimdendir kendileri ve paylaşıyım didim, anlatıma bakmayın oldukça muzip bir günümde tasvir edilmiştir ama, ölçüler ve malzemeler aynen doğru yani:) valla malzemeden çalmazsanız, lezzet garanti benden söylemesi:)

haa unutmadan, servis yaparken krema ile şeedince lezzet etkisi daha da öldürücü olabiliyor:)

Grup üyeleri

* 1 paket nerde yumurta şeker görse anında kendinden geçen, aşkından erimiş margarin,

* 4 adet "yahu hangi tavuktan çıktık? kim kimin kardeşi ? alooo o benim annem doğru konuş" tartışmalarıyla kafayı yemiş yumurta

* 1 su bardağı "yanmam yanamam dedim, kar beyazım yeni moda yaz ekolü yaratacam" diye gelen tüm bedava solaryum tekliflerini geri çeviren süt

* 2 su bardağı "ayy düne kadar kahverengisi mi vardı? nerden çıktı bu zenci modası ayol" diyerek , tarım bakanlığına kahverengi şekerle ilgili şikayet dilekçeleri yazan ve tahtı elinden gidiyor diye kafayı yiyen bembeyaz tozşeker

* 2.5 su bardağı iki lafı bir araya getiremediği için, beyaz şekere yalakalık yaparak kendi tahtını korumaya çalışan Beyaz un

* 3 çorba kaşığı "alemin kralı benim ayoll saf , katıksız zevk adamıyım ben rengime de raconuma da laf getirtmem" diye gerim gerim gerinen Kakao

* 1 paket , kendi başına bir hiç olan ve ancak 2-3 yandaş bulup, aralarına katılırsa bir halta yarayarak kendini adamdan sanan Kabaran toz

* 1 paket, yıllardır kibirliliğinden gelen onca teklifi tepip, adam gibi bir herif bulamamış artık sadece kızışmış gruplara yataklık ettiğinden bihaber ama hala burnu düşse yerden almayarak, "ay bensiz cümbüş mü olur şekerim" diyerek sırça köşkünde gün geçiren Vanilya

* Ortamın ve grubun kalitesine göre son anda ortaya çıkarak gruba duhul olan ve hep sona kaldığından yüzyıllardır tatminsiz yaşayan Ceviz

Halvet anı
Yumurta günlerdir gözüne kestirdiği şekeri sonunda ele geçirip eritirken, bu ikiliyi görünce aklını oynatıp aşkından eriyen, erimiş margarin de gruba dahil olmak ister, margarinin girmesiyle ortam kızısınca , zevk adamı kakao da katılır ve bu dörtlü bir süre debelenirler

iyice halvet olduklarına kanaat getiren süt nefsine hakim olamayarak, geri çevirdiği solaryum tekliflerini bakmaksızın, kendini bu karanlık 4’lüye teslim eder, sütün girmesiyle ortalık iyice karışır ve bu muazzam karısımdan 1 bardak (gruba girecek diğer üyelerle halvet olmayı pek sevmeyen ve en sonunda alemin ateşini söndürecek olmanın da bilinciyle) kenara ayrılır

Ortamın biraz durulduğunu gören kabartma tozu, mevzuyu hareketlendirmek adına ve tek başına asla bir baltaya sap olamadığından, şikayet mektubu yazmaktan kafayı yiyen un'u ve köşesinde miskinlikten baygınlık geçiren vanilyayı da, yoldan çıkararak gruba duhul olur, ortamın ısısı bir hayli ısınmıştır ama, pişmeden kendine gelemeyecek olan ve artık kabına sığamayan karışım ferah bir tepsiye alınarak , "tepsi de tepsi fındıklar Ayşe de Veli agayı gıdıklar" naraları eşliğinde, son anda etraftan atlayan şipşakçı cevizlerle birlikte 170 derece ısıtılan fırında kendilerinden iyice geçirilir...

bir kenara ayrılmış olan ve "mercimeği fırına veren" grubu bekleyen 1 bardak karışım tek başına bu ateşi söndüremeyeceğini anlayarak , buzdolabından yeni çıktığından, mevzuya geç idrak eden 1 bardağa yakın yeniyetme frijit süt ilavesiyle, ateşiyle ortalığı kavuran kekin üzerine dökülür

ahhh bu muhteşem cümbüşün tadına bir bakan pişman birde bakmayan şekerim afiyet olsun...

19 Mart 2008

3.ay kontrolümüz

Bugun kizlari 3.ay kontrolune götürdük babişleriyle birlikte, zaten tek başına ikisini evden dışarı çıkartmam mümkün değil ama, bizim babiş normal şartlarda doktor muayenehane kapısından girmeyen bir adam olduğundan, şoktayım ve aynı adam geçen sene bu zamanlar ben "bebek yapmayı düşünüyorum vakit geçiyor" dediğimde, "destek olmaya çalışırım ama fazla birşey bekleme , öyle çok ilgili alakalı olmazsam şaşırma" gibi abuk sabuk lakırtılar etmişti, eeee Allah'ın sopası yok ki, hem iki tane bebiş verdi ve bir de onlara aşık bir baba çıktı ortaya gık desek yanımızda biten:) amannnn tık tık diyim, umarım hep böyle gider...

bebişlerin sağlıkları iyi sadece, geçen ay almaları gereken 700 gr yerine 650'şer gr. almışlar ben tam "sütüm mü yetmiyor artık yani" diye zırıldamaya başlayacaktım ki, doktorumuz, "yapma nolur, literatüre geçeceksin 3 ay boyunca ikiz emzirdin abartma vs." tarzında bir girizgahla, anne sütünün aydan aya besleyicilik değerindeki azalmayi anlatınca içim rahatladı bir nebze olsun, yani ben oturup günde 2 kilo koska helva yiyip, 5 litre komposto vs..de içsem sütün içindeki besleyicilik düzeyi azalıyormuş işte bu yüzden, yarından itibaren geceleri kızlara bir öğün mama takviyesine başlıyoruz...

doktora ısrarla, "ya memeden vazgeçerlerse mamayı alınca" diye sordum değişik bir marka biberon önerdi ve "geçmezler korkma, geçerlerse benim nasıl canıma okuyacağının farkındayım " diye de ekledi:) bende tam o saniye söylemeyi düşünüyordum hani bence bu konuda bir nebze sen de kork diye, kadıncağız beni topu topu iki kere gördü hayatı boyunca ama belli ki anladı arıza katsayımı:) yazık onu da ürküttüm biraz sanırım:)

neyse, bahsi geçen biberonu yarın gidip e-bebek den temin edince detayları paylaşıcam ve mama olarak da milupa aptamil 1 ile başlıyoruz bakalım...

hayırlısı...

17 Mart 2008

90 günde baby alem:)

Mini ve Nosi dogali 90 günü geçti ve şimdi dönüp şöyle bir hastaneden ilk eve geldiğimiz günden itibaren neler yaptiğimi düşününce, hayatima ne çok kimi komik , kimi ilginç detayın katildiğini görebiliyorum.

benim için en önemlisi ilk günden itibaren emzirebilmekti bebeklerimi, bu yüzden vücudumun amorf görüntüsünü hiçe sayip, bol karbonhidratli ve proteinli bir beslenme düzeni ile çok şükür şu günlere dek gelebildik emzirme sürecinde, kolay olmadi hergün 6 öğün yemek ama şimdi bu debelenmemin en büyük ödülü, 3.ayimiz dolmuş olmasina rağmen, hala sadece anne sütüyle beslenen ve büyüme grafikleri gayet iyi giden iki sağlikli bebişim oluşu...

Kadıköy Şifa hastanesinde doğum yaptım ve kesinlikle tavsiye ederim çok çok iyi bakıyorlar bebeklere de , size de ve lohusa şerbetinize kadar düşünmüşler, şaka yapmıyorum doğum sonrası odanıza gayet şık bir ibrik ve bardaklarıyla şerbet servisi yapılıyor tadı da nefis ben hepsini içmiştim neredeyse:) esas önemli olan ise, bebeklerin anne sütüyle emzirilmesini çok önemsiyorlar bebekler memeyi tutana dek hemşireler canima okumuştu, o zaman biraz kızmıştım ama, şimdi iyi ki, ısrar etmişler diyorum hatta emzirme konusunda kısa bir eğitim bile aldım ilk gün ve oradaki bir doktor bana, "size ikizleri doyuramazsınız, sütünüz yetmez diyenlere kulak asmayın, bir annenin 3 bebeği doyurabilme kapasitesi var düzgün beslenirseniz sütünüz gayet de yeter" demişti...haklıymış

yarin kızların doktor kontrolü var ve sanirim artik bir iki öğün mama takviyesi vermeye başlamaliyim, uyku düzenimiz değişti, gündüz uykularimiz azaldi, galiba artık yeterince doyuramiyorum bebişlerimi:( ve geçenlerde doktorumuzla görüştüğümde,
"bu bebekler doymuyor sanirim mamaya başlamamiz gerekecek artik" dedim gayet üzgün ve çaresiz bir ses tonuyla ,
dr.umuz da dönüp, "iki bebeği bu süre zarfinda sadece anne sütüyle beslemek zaten bir olay o yüzden abartma istersen, sütün oldukça emzirmeye devam edeceksin sadece, 1-2 ögün mama eklenecek" dedi..
aynı doktora giden bir arkadasim var ona da, "senin şu ikiz annesi arkadaşın, çılgın hatun yahuu, emziricem diye saçı başı dağıtmış dolanıyor diye" çok güldüm:)

ama emzirmekten vazgeçmeye hiç niyetim yok tabii, her ne kadar saçlarima emzirdiğim sürece röfle yaptıramayacak ve ciddi bir rejim yapamayacak olsam da, emzirmeye devam, alıştım ben bu göbekle yaşamaya ve son 1 haftadır aklıma geldikçe göbeğimi içeri çekip, bırakıyorum ve santimlik incelmeler başladı, belki de bu göbek kası çalışması gerçekten işe yarar bir süre sonra da, kurtulurum şu 7 aylık hamile görüntümden sadece kilolar kalsın onların icabına bakarım nasılsa:)

ve sütüm yok demiyoruz asla "sütüm otlamaya gitti gelecek" diyoruz annem ilk söylediğinde pek gülmüştüm ama, uyguluyorum dilim aşınacak değil ya:)delirdim ben bu 3 ay süresince zaten deliydim, iyice çılgın bir hale büründüm anne olunca ama olsun, yok kimseye bir zararım kızlarım da kızlarım:) ve tadı çok iğrenç olsa da , kişniş, kimyon, rezene, anason ve ısırgan otundan oluşan süt çayını ve kuru kayısı ile siyah üzümden oluşan kompostoyu da eksik etmiyoruz..

şu 3 ay süresince, yine annemin tavsiyesiyle uyguladığım ve son derece işe yarayan en önemli mevzu Kundak olayı kesinlikle tavsiye ederim daha evvelki yazımda bahsetmiştim detaylarından...

ikinci en önemli konu ise, biz gün boyunca evde müziği eksik etmedik ve kimse fısıltıyla konuşmadı, hep normal ses tonuyla konuşuldu, kapı da çaldı, süpürge de çalıştı kızlar hep gürültüde uyumaya alıştı ama, akşam olunca saat 6'dan sonra onları kendi yatak odalarına koydum ve sadece bir dönence müziği ve hiç konuşmadan, çok çok az bir ışıkla uyuttum, gece emzirmeye kalktıklarında da, robot gibi davrandım yine, hiç ışık yakmadan hiç konuşmadan, gece ile gündüz arasındaki farkı anlamalarını sağlamaktı niyetim ve başarılı da, oldum galiba gün geçtikçe uyku düzenleri daha iyiye gidiyor...

bir diğer konu, geceleri altlarını çok fazla değiştirmiyorum artık, çişle veya az kirlenmiş bezle uyumaya alışsınlar diye, aksi takdirde daha çiş beze düşmeden uyanıyorlardı şimdi gece uyandıklarında eğer bezleri çok kirlendiyse değiştiriyorum aksi takdirde hayır , gaddar bir anne miyim? asla önce onların rahatını sağlamaya çalışıyorum ve böyle yapınca, çiş yaptıkça uyanmadıklarından, daha uzun süre kesintisiz uyanıp dinlendikleri için huysuzlaşmıyorlar ve ciltleri de asla pişik olmadı ama bunun sebebi de, ilk bir ay hiçbir ıslak mendil kullanmadan, sadece kendi hazırladığım ıslak pamuklarla popolarının temizlenmiş olması sanırım... sevgili Ekin arkadaşıma bu konuda teşekkür borçluyum çünkü o önermişti "tembellik etmeden ilk 1 ay ıslak pamukla temizlersen sonra rahat edersin" demişti haylıymış:)

ben de öneriyorum, ilk bir ay evde kaynamış su ile hazırlanan makyaj temizleme pamuklarıyla altlarını temizleyince, o narin derileri asla zarar görmüyor piyasada satılan tüm mendillerde bir şekilde ekstra bir madde var eninde sonunda.. akşamdan pamukları hazırlayıp, kapalı bir saklama kutusuna koyuyordum tüm gün yetiyordu...

bir diğer konu ise, evde yangında ilk kurtarılacaklar yani; elektrik süpürgesi, saç kurutma makinası ve mutfak aspiratörü neden mi? neredeyse hergün akşam saat 6 civarı bizim evde sebepsiz bir bebiş çıldırması yaşanıyor, kolik dedi doktor ama, allahtan bizimkisi sabahlara dek sürmeyeni ve bu ağlama krizleri tuttuğunda, bu üç ev aletinden birini çalıştırdığım anda sakinleşiyorlar... anne karnındaki sesleri anımsatıyormuş çıkartıkları gürültüler bana ise kafamı duvarlara vurma etkisi yaratıyor da, olsun kızlar susuyor ya gerisi hikaye:)

bir de Buziki Orhan'ın, Kolik adında bir çalışması var oldukça başarılı, bana önce bir arkadaşım kendi cd'sinden kopyalayıp getirdi ve ilk fırsatta gidip cd'nin aslını aldım hakediyor çünkü kesinlikle ellerine sağlık Buziki Orhan'ın...

Banyo konusuna gelince, yeni annelerin çoğu bebişleri içme suyuyla yıkarmış diye duymuştum biz hiç öyle bir şey yapmadık , normal çeşme suyuyla yıkadık bebişleri ilk günden itibaren sadece yüzlerini Mustela'nın bir temizleme losyonu var onunla sildim her banyo sonrası ve şampuan olarak da Mustela kullandım , masaj yağı da yine aynı marka nefis kokuyor ve çok da iyi geldi Mustela'nın tüm ürünleri şu ana dek hiçbir alerjik durumla karşılaşmadık...

ama ben yine de, arada kızların yüzünü anne sütüyle silmeyi ihmal etmiyorum tabii bu da annemden duyduğum birşey ve gözleri çok çapaklanırdı ilk haftalarda anne sütü damlatınca geçtiğini bizzat tecrübe etmiş bulunuyorum:)

işte biz böyle geçirdik ilk 90 günümüzü darısı, 2.parti 90 günümüzün başına ve kızlar artık gazlarını daha rahat çıkartmaya başladılar , uykularımız da, düzene girmeye başladı en keyiflisi de, geçen haftadan beri çok çok keyifli gülücükler ve agucuklar yapmaya başladılar ki, tüm uykusuz geceleri, yorgunlukları unutturan lezzette...

güzel şeymiş Annelik hemde pek güzel:)

10 Mart 2008

Kundak+lama

Bebişlerle eve geldiğimizde evde annem bizi bekliyordu ve sağolsun ilk haftalar o olmasa herhalde aklımı oynatabilirdim... canım annem, benimle birlikte ne çok yoruldu o ilk günlerde ve ben ne zaman "anne lütfen dinlen onlar benim çocuğum bu kadar yorulma" dediysem bana dönüp, "sende benim çocuğumsun" dedi.

doğru tabii yaa, anne olunca anlarsın derler ya, o zaman anladım işte gerçekten neden her zaman koca kadın olmama rağmen, bir elini hiç üzerimden eksit etmemesini, umarım daha uzunca yıllar da böyle olur...

neyse o ilk günler, iki bebişle yeni hayatıma alışma derdindeyim bir yandan, vücudum kurdeşen döküyor, kaşınmaktan her tarafımı yara yapmışım, doğum sonrası kolestas mıdır nedir bir dertle uğraşıyorum, ilaç kullanamıyorum delirmek üzereyim diğer yandan, iki bebişin karnını doyurup, gazını çıkartıp uyutmak gibi bir devinim içersindeyim feci haldeyim kısacası ve bebişler uyumuyor mızıl mızıl 2 yudum süt emip, 10 dakika gaz çıkartıyoruz, 5 dakika tavşan uykusu sonra hoop aynı döngü aynen sil baştan X2 bebek anlatmam zor gerçekten ikiz anneliği farklı birşey , birisi kucağımdayken diğeriyle gözgöze gelmemeye çalışıyorum onu kucağıma alamadığım için ve ikisine aynı anda yetememenin verdiği vicdan azabı ayrı bir konu...

işte bu günlerde annem ısrarla "kızım bunların kollarını bağlarsak uyurlar yoksa hareket ettikçe uyandırıyorlar kendilerini gel kundak yapalım" dedikçe "anne eski usul şeyleri kendine sakla lütfen" diye her gün kırk kere aynı sözler dönüyor ikna olasım yok, "hayır öyle robot gibi bağlayamam ben o minicik kolları aaaaa" diye diye sinirleniyorum sadece

derken bir gün, kızların ikisi de çığlık kıyamet uykusuzluktan bayılıyorlar ama uyutabilene aşk olsun pes ettim ve ikisini de anneme teslim ettim "tamam yapalım şu kundağı ama çok sıkmadan" demişim en son ve mutlu son...birisi, benim bebeklik kundağım diğeri, annemin nişan bohçası iki patiska bohça (kirli çıkıyımdır biraz tanıyanlar bilir)hayatımı kurtardı ve öyle eski usul sımsıkı bağlayarak filan değil sadece, kollarını iki yana koyup sarıyoruz gevşekçe ve gelsin mışıl mışıl uykular...

uzun lafın kısası yok, bende laflar uzun ama, bebeğiniz varsa ve uyumuyorsa anne sözü dinlemekte fayda var benden söylemesi...

ve iyi uykular bebişlerime, benim uykularım onların olsun...

4 Mart 2008

Mylicon mevzuu...

Simdi, bu bebek milletinin bir numarali problemi gaz olayıdır ya hani, ağlamaya başladıklarında insanın elini ayagına dolayıp çaresiz bıraktıkları, kızlar doğdu doğalı biz de bir "pırt" sesinin ne denli önemli oldugunu anlamış bulunuyoruz ve gaz sorunu cıktı çıkalı dr.un verdigi SabSimplex, metsil, zinco, vs..tarzı ilaçların durumu nedir? işe yaramadıkları hallerde oluşan dumur halleri ve çareleri nelerdir? konusunda ihtisas yapmış durumdayız..

ve tüm bu süreçte bizi kurtaran ilaç Mylicon adında, amerikan malı bir damla oldu, oldu da,kendi memleketinde max.10-15 dolara satılırken, burada sadece birkac büyük eczanede 60 ytl den alınabiliyor olması sinir bozucu bu yuzden, şu ara amerikaya giden arkadaşlar aranıp, bulunup ilaç sipariş etme derdindeyiz..

mylicon gibi metsil ve sab da aynı maddeyi içeriyor beher maddesi symeticon diye birşey ve yaptığım araştırmalar sonucu bebislerin vücudu tarafından hiçbir şekilde emilmediği sadece gazları toparlayıp sessizce vucudu terketmekte görevli olduğunu da, öğrendim de içim rahatladı , el kadar bebeklere günde en az 5 sefer verince tedirgin oluyor insan...

fakat ya bileşimleri farklı ya da, başka bir şey bilemiyorum mylicon kadar etkili olmadı diğerleri ..tadlarına baktım da en lezzetlisi de mylicon aslında ve ben paranoyak anne bebeklere verdiğim tüm ilaçları önce kendim tadıyor olduğumdan biliyorum bunları, diğer yaptığım paranoyaklıkları anlatsam bu devede kulak kalabilir o yüzden susuyorum:)

şu günlerdeki konumuz bu mylicon olayı aslında çok şey var yazacak ama vakit bulabilene:)

31 Ocak 2008

53. gün ve 2 minik Koala



Bu sabah bebişlerin çığlıklarıyla uyandığımda, her zamanki rutinimizi gerçekleştirip ikisinide emzirdim önce, aynı anda emzirmeyi deniyorum bu ara birisi emerken diğeri bekleyemiyor ve benim de, gönlüm razı olmuyor diğerinin aç ve yaşlı gözlerle bizi seyretmesine...

bereket tanrıçası gibi oturuyorum yatağın ortasına ikisinide kucağıma alıp emzirmeye çalışıyorum elimden geldiğince ve biraz emince sakinleştiklerinde ayırıp tek tek doyuruyorum ne yazık ki, beceremiyorum istediğim gibi birlikte emzirmeyi...

bu sabahda böyle başladık güne geçen 53 günden farksız olarak tek farkı, yatağa koyduğumda yüzlerine vuran güneşti sadece ve açmaya çalışıp açamadıkları o güzel gözlerini izledim önce, minicik ellerini tuttuğumda nasıl da sıkı sıkı tutup bırakmıyorlar , sonra biraz büyüdüklerinde o minik ellerin, kolların nasıl boynuma dolanıp sarılacağını hayal ettim ...

ben bunca sene sarılmak istedim hep birilerine, en yakınımdakiler nasiplerini aldılar ama yine de yetmedi ... şöyle sıkı sıkı sarılıp öylece bir süre kalmayı çok severim oldum olası ve herkes o kadar sarılma meraklısı değil ve düşündüm de, bu duyguyu tatmin edebilecek en güzel varlıklara sahibim artık, daha şimdiden öyle güzel doluyorlar ki kollarını boynuma biraz daha büyüdüklerinde biz şu resimdeki Koala'lar gibi yaşamaya başlayacağız bu gidişle ve ben bunları yaşarken, "o kadar kucağa alıştırma bak, hem 2 bebekle nasıl baş edeceksin" diyenlerin de, sözleri bir kulağımdan giriyor diğerinden çıkmaya bile tenezzül etmeden ortada kaybolup gidiyor:)onların sevgiye ihtiyacı var sadece veşimdi sarılmayacağım da, ne zaman sarılacağım ben güzel meleklerime? ve onlar da pek mennun hallerinden....

zaten belim sakat ve biraz daha büyüdüklerinde kucağımda dolaştıramayacağım ne yazık ki, şimdi bile bazen zorlanıyorum uzun süre kucağımda olduklarında ama, hiç olmazsa gittiği yere kadar biz böyle yaşayalım koynuk koynuk, dünyanın en muhteşem duygusu olduğunu bilirdim de, bu kadarını bilmiyormuşum...

sarhoş edici bir etkisi varmış bu bebişlerin boynuma dolanan kollarının, içemediğim votka portakalların yerini bebeklerime sarıldığımda aldığım haz aldı ve çok da keyif veriyor...

benim gibi sarılmaya meraklı olanlara da duyurulur, hiç beklemeden bebek yapsınlar...

5 Ocak 2008

Sütçü geldi hanımmmmmmm:)

Bebişlerin gelişiyle birlikte hayatıma bir de emzirme konusu girmiş durumda ve
iki bebeği birden emzirmek için sabahın köründe başlayıp, geceyarısına kadar devam eden bir yeme-içme durumum var ki, zaten oldum olası iştahım açıktır o yüzden hiç zorlanmıyorum ama, konu süt üretmek olunca işin içine tadından nefret ettiğim Vitamalt ve bazı bitki çayları girdi ve hiç de keyifli değil ama, kızların hatrına katlanıyorum, umarım uzunca bir süre emmeye devam ederler de, tüm bu debelenmelere değer...

ve emzirme konusunda yeni doğum yapan annelere tavsiyem de, kesinlikle bol ama gerçekten bol günde 4 litreye yakın su, komposto, vitamalt, stilltea tarzı içecekler ve dengeli beslenme hoş annem yanımda olmasa tek başına dengeli beslenme bölümü çoktan dengesini kaybetmişti hatta şu an yüzükoyun yerde yatıyordu ama, şimdilik iyi gidiyoruz annemin sayesinde...

ve belki birilerinin işine yarayabilir düşüncesiyle yine tecrübelerimi paylaşmak istedim...

* göğüs kalkanı olayı:) olay diyorum ya gerçekten hakediyor bu söylemi ben ki, bedava reklam yapmayı sevmem ama acayip başarılı bir ürün, Avent marka olup, içinden 2 delikli , 2 deliksiz kapak ve 2 tanede ortası delik bir aparat çıkan bu kalkan göğüs uçlarını olası çatlaklardan ve patlaklardan koruyup, emzirme dışında akan sütü toplayıp kullanmanıza yarıyor...

delikli kapaklarla toplanan süt hijyen olmayacağı için kullanmayın yazıyor içinden çıkan kullanma talimatında ben, o sütü yüzüme sürüyorum nemlendirici yerine,malum iki bebek artık Clarins vs. alacak para olmayacak:) şaka bir yana bana iyi geliyor ay parçası gibi oldu yüzüm ama bu biraz da yediklerim yüzünden sanırsam:)

bu kalkan olayıyla da, beni göğüs problemleri yüzünden lohusalığında çok acı çekmiş bir arkadaşım tanıştırdı, göğüs pedleri de kullanılıyor ama, ilk emzirme günleri onca darbeye alışık olmayan göğüs uçları kurursa çatlayarak, kabak çiçeği şeklinde açılıp, sizi inanılmaz bir acıyla başbaşa bırakabiliyor işte bu yüzden, emzirdikten sonra Lancinoh krem sürüp bu kalkanı kullanmak, olası riskleri büyük ölçüde ortadan kaldırabiliyor...

Annem göğüs kalkanını görünce, "biz eskiden fincan kapatırdık, bak neler çıkmış" dedi aynı mantığın günümüze taşınmış hali, bir şekilde orada oluşan buhar çatlamayı önlüyor sanırım:)

* Lancinoh göğüs kremi, başka markalar da var ama, ben bunu kullanıyorum ve oldukça başarılı hiç kokusuz, yağsız Lanolin'den oluşan bir krem ve emzirme sonrası göğüslerinizi duru suyla temizleyip sürüyorsunuz sonra emzirirken tekrar silmeye de, gerek yok çünkü, bebeğe bir zararı yokmuş öylece emzirebiliyorsunuz sadece az sürmekte fayda var tadını pek beğenmiyor veletler:)

* Lancinoh süt saklama poşetleri, bebişler ikiz olmalarına rağmen arada sütümü sağıp buzluğa atma gayretindeyim, geleceğe yatırım yapıyorum umarım uzun süre emzirebilirim ama, olmazsa o sütleri 6 ay'a kadar saklayıp kullanabiliyormuşuz, buzluktan çıkarıp sıcak su dolu bir cezvenin içinde ısıtıp biberona koyup bebişleri beslemek mümkün...

* Sterilizasyon makinası, bana bir arkadaşım kendi makinasını getirdi Philips'in ve gayet memnunum, 2 bebek olunca ve özellikle aynı anda uyandıklarında yedek sütlerden ısıtıp vermek suretiyle, aynı anda başladıkları ağlama nöbetlerini bastırmak mümkün olabiliyor ve bu yüzden bizde biberon emzik kullanımı biraz fazla olduğundan sterilizasyon makinası benim çok işime yarıyor...

şimdilik aklıma gelenler bunlar ve süt üretebilmek için tadını beğenmesem de, yediğim içtiğim kıvır zıvıra ve tüm bu zahmetlere severek katlanıyorum çünkü anne sütünün faydaları konusunu tartışmaya hiç gerek yok, umarım uzun süre süt üretebilmeye devam edebilirim de bunların hepsine değer... bir de emzirirken bebişlerle yaşadığımız o sessiz ama çok keyifli paylaşımlar inanılmaz güzel, geceleri uyku gözlerimden akıyor olsa da, bebişleri kollarıma alınca hissettiğim o tarifsiz duyguyu anlatmak zor gerçekten...

ayrıca sevgili danaliçe teyzeleri olan kızkardeşim 6 kiloluk bir dana olarak doğması yetmezmiş gibi bir de, yaklaşık 1 yaşına kadar anne sütüyle beslenmişti ve maaşallah hatunun kıytırık nezle vss. dışında hasta olduğunu görmedim umarım da, böyle devam eder ve benim meleklerim de sevgili danaliçe teyzelerini örnek alırlar:)

bunlar mevzunun alet edavat bölümü asıl önemli olan ruhsal durum aslında, özellikle ilk haftalar bebeğe alışma süreci , evin durumu gelen giden vs.. karmaşasından öyle kafayı yiyor ki insan, bırakın yemek yemeği su içmeyi bile unutabiliyor ve buna bir de, bebeklerin gece uyuyamama, sık uyanma durumları ve uykusuzluk eklenince ister istemez dumur olunabiliyor...

olabildiğince sakin kalmayı başarmak, her fırsatta dinlenmek ve bebekler dışında etrafta olup bitene fazla takılmamak benim açımdan bu konunun çözümü oldu ki, benim gibi takıntılı bir manyak başardıysa herkes başarabilmeli diye düşünüyorum ve tüm annelere sağlıklı sütler diliyorum:)

4 Ocak 2008

Bebek kokusu

biz aile olduk 10 Aralık 2007 akşamı...

eskiden bir Mia vardı sorumluluk almaktan deli gibi korkan ve bir de Zed
"sen bilirsin ben kucağıma bile alamam ama elimden geldiğince destek olurum" diyen ama 10 yıldır ertelediğimiz anne baba sıfatlarımıza kavuştuk sonunda, 10 Aralık 2007 Pazartesi aksamı saat 21:43 'te Nosi geldi, 21:44'te de Mini...

bunca sene çocuğu olan arkadaşlarımın "kendi çocuğun olmadan anlayamazsın o duyguyu ve sakın yaşamadan ölme" tarzı yaklaşımlarını defalarca dinleyip abartılı bulan bendeniz, bu konuda zamanında ettiğim "bu dünyaya bir çocuk getirmek ne büyük bencillik" vs.tarzındaki tüm beylik lafları bir tarafıma monte edip , popomun üstüne oturmuş durumdayım...

ne salakmışım diye hayıflanıyorum şimdi kaybettiğim zamana bakıp...nasıl bir bencillikti bunca senedir karı-koca ikimizin de, çocuk konusunda karar vermesini bu denli karmaşık hale getiren bilmiyorum ama, şimdi eşime bakıp, ne gereksiz şeylerle vakit kaybettiğimizi görüp sinirleniyorum ve o çocuk istemeyen adamın onları kucağından indirmek istemeyen harika bir baba'ya dönüşmesinin şaşkınlığını yaşıyorum, kocaman 4 kişilik gerçek bir aile olduk biz bebişler gelince....

şimdi bebişlerimi kucağıma her alışımda "bu hissettiğim duyguyu yaşamadan geçip gidecektim bu hayattan" diye düşündükçe beni çocuk doğurmaya ikna eden canım kardeşlerime, canlarım Kivi'me ve Eylül'e , dostlarıma, arkadaşlarıma hepsine ne kadar teşekkür etsem az çünkü, sayelerinde annelik neymiş? kucağında minik bir bedeni tutup koklamak ve onu büyütmeye çalışmak, deli gibi sevmek , ağlarken içinin acıdığını hissetmek, tamamen sana muhtaç olduğunu bildiğinden yaptığın herşeyi yetersiz bulmak, bu nasıl bir duyguymuş anladım...

çok şey var yazmak istediğim ama, artık hayatımın öncelikleri değişti...

şikayetçi miyim? hayır...

başka bir zaman bebeklerim olmadan beni bu kutu kadar odada tüm gün oturtsalar aklımı yitirir ve hatta etrafımdaki birkaç kişiye de itina ile aklını yitirttirirdim, şimdi günümün yüzde 80'i onları yedirip, altlarını değiştirip, uyutmakla geçiyor...

başka zaman, birisi beni bu denli uykusuz bıraksa canına okurdum, şimdi 2-3 saat kesintisiz uyumanın ne büyük bir lütuf olduğunu öğrendim...

zamanında gögüslerim sarkmasın diye aldığım toparlayıcı kremlerin yerini şimdi göğüs ucu çatlamasın diye kullanılan göğüs kalkanları ve lanolinli kremler aldı...sarkma konusuna hiç girmiyorum bile kızlar emmeyi bitirdiklerinde ki, umarım daha çok uzun süre emerler gögüsleri sırtımda fiyonk yapmayı düşünüyorum:)

daha çok detay var ama, en önemlisi ben bebişlerimi kucağıma aldığım anda duyduğum o muhteşem bebek kokusuyla, herşeyin üstesinden gelebilecek gücü onların sevgisiyle bulabileciğimi öğrendim...

daha da çok şey öğretecekler belli ki,

şikayetçi miyim? hayır...

benim gibi her fırsatta şikayet etmeye bayılan bir hatunun da canına ot tıkadınız ya daha şimdiden hadi hayırlısı:)

hayatımıza hoş geldiniz meleklerim...

5 Aralık 2007

Siyah süt ve Postnatal (Postpartum) Depresyon

Geçen hafta eşim eve geldiğinde elinde, Elif Şafak'ın Siyah Süt isimli kitabı vardı. Kendisine kitap aldığı yerdeki arkadaşı vermiş, hamile olduğumu bildiğinden ve konu ile ilgili olduğundan ilgimi çekebileceğini düşünüp göndermiş belli ki, şöyle bir bakıp, okunacak kitapların arasına kaldırdım ama, nedense o an hemen okumak gelmedi içimden ta ki, sevgili arkadaşım Kivi ile yaptığımız telefon görüşmesinde bu günlerde ne denli sinirli hissettiğimi anlatırken, "Siyah Süt'ü oku bu süreçleri anlatıyor" dediği ana dek...

Elif Şafak'ın ismini çok duymama rağmen okuduğum ilk kitabı Siyah Süt, dolayısıyla genel olarak yorum yapacak bilgiye sahip değilim yazar hakkında ama, daha ilk sayfalardan itibaren aslında hamileliği öncesinde de hayatla hep bir didişme halinde olduğunu, devamlı bir takım depresyonlarla başetmek zorunda kaldığını ve sanki kitapta yarattığı küçük kadınlarıyla kendini çözümleyip tanımlamasına rağmen yine de bu depresif halinden besleniyor diye düşündürttü bana ama dediğim gibi pek tanımadığım için fazla yorum yapamam... iyi ki de, yapmadım bir de yapsam neler olacak:)

onun diğer kitaplarını da okuyan bir arkadaşım "aslında kendini çok önemseyen birisi öyle gözükmediğini düşünse de, ama bu kitabında daha doğal yazmış annelik yaramış " dedi bilemem,beni ilgilendiren kitapta bahsedilen ve tıp dilinde Postnatal Depresyon diye de adlandırılan Lohusalık sendromu meselesiydi...

doğum yapan kadınların birçoğunun yaşadığı bu son derece keyifsiz depresyonu çok çabuk atlatanlar olduğu gibi, bebeklerini terk edip gitmek veya intihar etme işgüdüsü hissedenler dahi olmuş geçmişte hatta, Brooke Shields da bunlardan biriymiş ve araştırdıkça kadından kadına değişkenlik göstermesiyle birlikte, genel olarak aynı belirtilerle başladığını gördüm ve öğrendiklerimi maddeler halinde sıralamak istedim olur da, belki merak eden birilerinin işine yarar düşüncesiyle...

- Postnatal Depresyon doğumdan sonraki ilk haftalarda veya aylarda başlarmış ama 12 ay içersinde yaşanması da mümkünmüş.

- Konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, sinirlilik ve devamlı ağlama hissi, uykusuzluk, iştahsızlık, cinsel isteksizlik, suçluluk duygusu ve kendini yetersiz, üzgün, endişeli,umutsuz ve yalnız hissetme halleri gibi belirtiler gösteriyormuş.

- Evlilik durumu, yaş, çocuk sayısı, eşinden ve yakın çevresinden aldığı destek, hamileliği boyunca yaşadığı stresli ortam, doğum sonrası oluşan hormonal değişimler, çocuk bakımının yarattığı stres, annelik rolüne adapte olamama, planlanmamış veya istenmeyen gebelikler gibi sebepler depresyonun şiddetini ve oluşunu belirleyen etkenlerdenmiş.

- Özellikle eşin anlayışlı ve paylaşımcı olması,

bu süre zarfında anneyi kıyaslamaması veya eleştirmemesi,

aileden ve arkadaşlardan gelecek destek ile anneye yeterli ve düzenli uyku sağlanması ve bebek bakımında yardımcı olunması,

hamilelik öncesi sosyal arkadaş ortamlarına kısa süreli dahi olsa katılabilme fırsatları yaratılabilmesi,

doğum sonrası oluşan hormon dengelerindeki değişikliklerin ve tüm bu sürecin geçici olduğunun anneye anlatılması,

Depresyonu atlatmada önemli etkenler olarak sıranalabilmiş.

- Çok yoğun yaşanan Postnatal Depresyonlarda profesyonel destek ve hatta bazı antidepresanların kullanımı gerekmekteymiş ama ilaç kullanımında emziren annelerin durumu bebeği sütten kesmeyi de gerektireceğinden, buna göre dikkatle değerlendirilmeliymiş.

evet bunlar halk arasında Alkarısı veya Albasması diye de adlandırılan Lohusalık sendromu ile ilgili genel bilgiler araştırdıkça detaylanan bir konu ve belki bu kadarını bilmek de gereksiz aslında düşünüp kurgulamamak açısından, çünkü ne Siyah Süt'teki Lord Paton'la tanışmak ister insan ne de, kara cüppeli karabasanlar ve cinlerle, perilerle...

ama olayın fizyolojik açıklamasına bakınca vücudumuzdaki Seratonin hormonu ki, kendileri mutluluk hormonu olarak da bilinirmiş, hamilelikte pek bir bol salgılandığından hamilelik süresince kadınlar kendilerini daha mutlu hissedermiş hatta bu konuda eşimin bir arkadaşı geçenlerde benim hamile versiyonumu görüp,

"sakinleşmiş, durulmuş gördüm seni ben de bizim hatunun hep hamile kalmasını istedim doğurunca yine eski cadı haline dönüştü umarım sende öyle olmazsın" demişti:)

ve diğer önemli hormon da melatonin denilen ve uyku sırasında özellikle karanlıkta salgılanan, bağısıklık sistemimizi ve vücudumuzun direncini etkileyen hormon olup, az uyku dönemlerinde yokluğunu dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık olarak hissettirirmiş...

yani uzun lafın kısası diyemiyorum çünkü, kısa cümleler kuramamak gibi bir özrüm var ama, diğer hormonların da doğum sonrası eski hallerine dönme gayretini ve şu bahsi geçen sevgili melatonin ve seratonin ikilisinin etkilerini düşününce, neden eşşekten düşmüş karpuz kıvamında, kafayı yemeğe hazır hale gelindiğini anlamak pek de zor değil...

tüm bunlara bir de, hiçbir şey olmamış gibi her anlamda hizmet bekleyen eş ve aile eşrafı , yeni doğan bebeğin bakımı, jöle kıvamında bir göbek ve belki hormonlu patatese dönmüş olduğundan baktıkça kafayı yedirten bir vücut vs... eklendiğinde ee müsaade edin de zaten biraz depresyona girelim :)

böyle atıp tuttuğuma da bakmayın aslında, ben sadece genel hatlarıyla konuyu algılamaya çalıştım kendimce ama, iki tane bebiş geliyor ve eşimin, ailemin ve arkadaşlarımın her anlamda destek olacaklarına yürekten güveniyor olmakla birlikte, kafayı sıyırma konusunda özel bir etki olmasa da, becerikli bir yapıya sahip olduğumdan umarım şu lohusalık vs.. dönemini kendime ve çevreme az hasar vererek geçirmeyi başarabilirim:)

ha eğer başaramazsam zaten doğurmamış veya karşı cinsten olmanız dahi bu depresyon çeşidiyle tanışmayacağınız ve mevcut dumur durumuma sizleri de, ortak etmeyeceğim anlamına gelmiyor, yörüngemde yer alan tüm arkadaşlarım ve dostlarım da, ne yazık ki nasibini alacaklardır...

demedi demeyin ve kocaman öpücüklerinizi ve ilginizi benden esirgemeyin yoksa başımıza geleceklerden ben sorumlu değilim :)

35.haftamız ve NST testleri

Uzun zamandır yazamadım oysa aklımda birsürü birşeyler vardı yazacak ama bir türlü elim klavyeye gitmedi...

Geçen hafta Pazartesi dr.kontrolümüz vardı, 35.haftamızdayız ve herşey yolundaymış , NST testlerimiz başladı haftada 2 gün göbeğime bağladıkları kablolarla bebeklerin kalp atışlarını ölçüyorlar , bu testler son haftalarda bebeklerin rahim içi durumlarını anlayabilmek açısından oldukça önemliymiş kalp atışlarına ve hareket edip edemediklerine göre rahatları yerinde mi onu ölçüyorlar... fazla hareket etmiyorlarsa eğer dr.ultrasonla kontrol ediyormuş,şu ana dek biz iyi gidiyoruz...

Dr.umuz tarafından, çok kilo aldığımız için defalarca azarlandık ve uyarıldık ama diğer taraftan sözünü dinleyip 26.haftadan beri istirahat ettiğimiz ve bebişleri 35.haftaya kadar getirmeyi başardığımız için de teşekkür aldık...

hem bostan patlıcanı kıvamında neredeyse 2.5 aydır yatıp, hem kilo almamak nasıl mümkün olabilirdi bilemiyorum ama, hiç tartışmaya girmedim nasılsa kızlar doğunca koşturmaktan o kilolar gidecek diye düşünüyorum,

ve elbette bende hiç mennun değilim bu kadar kilo almaktan, bel fıtığım azmış durumda ve sol bacağımı resmen hissetmiyorum günlerdir ama olumlu düşünüp devamlı reiki yaparak bacağımdaki sancıyı azaltmaya çalışıyorum başka da, şansım yok zaten, galonla ağrı kesici içsem de geçmeyecek biliyorum çünkü tamamen kiloyla ilgili bu ağrı hayatı boyunca 90 kiloyu görmemiş bir bedeni taşımak hiç kolay değil...

tüm bu hamilelik sürecimi düşündüğümde pek çok şey öğrendim ama ikiz bebeklere hamilelik hem hiç kolay değilmiş hem de tek bebeğe nazaran öyle çok detay var ki, bundan sonra nerede bir hamile kadın görsem bin kat özenli davranacağıma eminim ama özellikle ikiz bebiş taşıyanlara ayrıca sabır ve kolaylık diliyorum...

23 Kasım 2007

34. haftamız, Mannana ve 7 Deliler 9 Oturaklılar:)

Ay girdik giriyoruz derken çok şükür 34.haftamıza da dün adım attık sonunda pek mutluyuz , gururluyuz, önceleri sadece sabah yataktan kalkınca kızlarla konuşan bendeniz artık, tüm gün aklıma geldikçe;

"canım meleklerim zamanında doğacaklar, yani 24 Aralıkta hatta Ocakta doğarlarsa tam süper olacaklar dimi güzellerim " gibi çenesi düşmüş bir durum içersindeyim...

en komiği de bu dumur halimize bir de evimizin yeni insanı Mannana'nın alışma süreci tabii:)

çünkü hatun zırnık Türkçe bilmediği gibi, İngilizcesi de pek güzel maaşallah ve hal böyleyken Türkçe öğrenme derslerimiz haliyle pek bir komik ve anlaşılmaz oluyor, bu gidişle yakında ben bir dil geliştireceğim ve ikimiz dışında kimse ne dediğimizi anlayamayacak zaten:)

Mesela geçenlerde Eylül ve Kevebek bendeydi Mannana'nın ilk geldiği günler daha,
mutfağı toparlamış odasına gidecek "I need you call me" dedi ben de, " ok " deyince kızlar gülerek yüzüme baktılar sadece...

biz anlaşıyoruz ama gerçekten yani, I- You - We ne önemi var ki canım,
ha sen? ha ben? ne fark eder? yanii di mi?

Dün de, mutfaktayız söylenişi birbirine benzer Türkçe kelimeleri yazdırmıştım mesela Tencere ve Pencere gibi, Ocak'ta birşeyler pişiyor Tencerenin kapağını açar mısın? dedim, Türkçe söylüyorum anlamazsa da en tarzanca o aramızdaki İngilizce dille anlatmaya çalışıyorum, gitti mutfağın penceresini açtı, no deyince kapattı tencereyi algıladı ama, kapağı tamamen açtı oysa ben sadece aralamasını anlatmaya çalışıyordum, bir anda çok şey istediğimi fark edip, vazgeçtim...:)

En komiği de, annem bende bir haftadır ve dün akşam "Var mısın yok musun" diye bir yarışma seyrediyor, adamın biri yanlış seçim mi yapmış neyse, annem sürekli adama "salak, salak " deyip duruyor kendi kendine konuşurken:)

Mannana yanıma gelip, şimdi şuraya yazsam hiç kimsenin anlayamayağı o ingilizceyle,
annemin "ıslak ıslak" dediğini söyledi ve tüm salona bakmış, heryer kuruymuş neresi ıslak anlamamış anneme sormuş, annem de onu anlamayıp adamı gösterip salak demeye devam edince bunlar iyice karışmışlar:)

oturup salak ve ıslak ne demek onu anlattım haliyle:)

Kocişle yaşadıkları çay muhabbeti ise süper yani:)

bizim küçük bir termosumuz var ve kociş eve gelince, onda kendine demlik poşet atarak çay demler, odasına alır ve oradan içer gece boyunca...

zaten, oldum olası çaydanlık kültürüne alışamadım ben, annemin genç kızlığımda demlettiği galonla çay yüzünden, çay demlemekten nefret ederim, tamamen psikolojik belki ama elimde değil sevmiyorum da zaten:)

neyse biz böyle iyiyiz termosumuza bir poşet çay koyup, sıcak suyu doldurunca ikimize de yetiyor oluşan çay sadece, gelen misafirler şikayetçi bu durumdan,
onları da, "enteresan kahvelerimiz var ama" vaadiyle kandırıyoruz, kanmazlarsa da geçenlerde bir arkadaşımın sırf kendine çay yapmak için getirdiği ve bizde bıraktığı çaydanlıklarda çay demleyerek mutlu etmeye çalışıyoruz artık ne yapalım?
yani gerçekten rezil bir haldeyiz bu konuda ama pek eğleniyoruz yıllardır:)

Geçen akşam;
Ben pek yerimden kalkamıyorum ya malum doğurdum doğrucam diye hareket etmiyorum ...
Kociş, Mannana'ya termosta çay yapmayı öğretmiş sözde muhteşem ingilizcesiyle anlatarak ama, bizim kız anlar mı? o alışmış benimle tarzanca anlaşmaya tabii, gitmiş kettleda su ısıtmış ve demlik poşet çayını da, termosa koyup su ekleyeceğine almış kettelın içine atmış:)

kettle daki su "ne idüğü belirsiz bir çay mı olsam? su olarak mı kalsam" bunalımı yaşarken beni mutfağa çağırdılar haliyle koptum tabii gülmekten ve kendi dilimizle anlattım kızcağıza aynen de uyguladı valla:)

Kociş korkulu gözlerle bize bakarak "siz hangi dili konuşuyorsunuz allahaşkına" diyordu en son:) boşverrrrr dedim

Gülmekten mi doğurayım? yoksa, birbirini algılayamayan bu komik anne - Mannana- kociş topluluğunun halinden kafayı yiyerek mi? bilemedim:)

Yani uzun lafın kısası dicem ama beni tanıyanlar bilir kısa cümleler kuramadığımı,

iki tane bebiş geliyor,
Mükremin çıtırın annesi kıvamında bir annem var, Allah başımdan eksik etmesin, melektir her anlamda benim tonton annişim ama uzak oturuyorlar bugün gitti, doğumda gelecek yine yardıma allahtan...

iyi birine benzeyen ama, henüz Türkçe ve İngilizce kelimeleri algılama sürecini yaşadığımız sevgili Mannana'mız var onunla konuşmayı halledeceğiz ve sonra evin düzeni , çocuk bakımı vss. konularında ne marifetler sergileyeceğiz bilemiyorum ...

"Çok küçükken ben o bebekleri tutamayabilirim ama elimden geleni yapıcam söz" diyen nedense bu sözleri beni hiç tatmin etmeyen sevgili kocişim var bir de sağolsun:)

Acaba gerçekten bebişler doğmadan şu evin her yanına kamera yerleştirip, kaydetsek de, sonra seyredip komaya girercesine gülsek mi ? diyorum ağlanacak halimize:)

yani o an sinirden ben birkaç komaya giricem belli ki, ama hani zaman geçince çok komik geleceğine eminim tüm bu olup bitecek olayların...

ya da rahmetli babaannem söylerdi; evde çok kişi olup, her kafadan bir ses çıkar da, kimin ne halt ettiği belli olmadan debelenip durur ya millet işte öyle anlarda,
"Yedi Deliler Dokuz oturaklılar toplanmış burada" derdi:)

Veya
YEDİ DELİLER DOKUZ OTURAKLILAR isminde bir program olsun bizim bu debelenmelerimiz ve bir tv kanalına satalım da, en azından para kazanırız bari :)

ay ne yapsam bilemedim:))))