4 Şubat 2011
Agaclarda hiç vakvak yok...
Kizlarim nihayet konusmaya basladi..Hala benden başkası cok fazla anlayamıyor olsa da cumleler pıtır pıtır dokulmeye basladı...
Alyoş
ayakkabı ,ayapidi
battaniye - badidi
su - bılı bılı
Ecoş
yaprak ,vak vak
yok -vok
31 Ocak 2011
Var mı?
İlk hatirladiginiz hatiralar neler cocuklugunuza dair?
ya genclik yillari?
aklima gelen ilk kalp carpintilari hani asik oldugumuzu zannettigimiz, aradi mi? geldi mi telaslariyla gunu gune ekleyip, deli bir telas tum dunya sanki onun etrafinda donuyor gibi yasadigimız, icimizde binlerce kelebegin ucustugunu sandigimiz ama omru de kelebek kadar olan asık gunler..
sonra, okul yillari, sınıfı gectin mi? kaldin mi? universiteyi kazabilecek miyim?
kazanamadin hadi hosgeldi iş hayati..para kazanma ve birseyler olabilme cabasi..
derken evlilik kararı ..senin sevdiginle degil seni sevenle evlen dusturuyla secilen esler baslayan cift kisilik hayatlar...sende seveceksin elbet hic sevmeden olmaz ama gordum ki askla evlenenlerin omru daha kısa nedense...
cocuklar, bebeklerimiz hayatlarimiza eklenen kocaman hic bilemedigimiz sorumluluklar...hic tahmin edemeyecegimiz buyuklukte bir ask...
kendi adima anladim ki, hayat gercekten baska birilerinin sorumlulugunu aldigin anda basliyormus esas...evliyken de esine karsi sorumlusun elbette ama cocuklarla olan kadar buyuk bir sorumluluk degilmis aslinda...
oysa anne olunca, en azindan kendi basinin caresine bakana dek herseyiyle ilgilenmen gereken iki kucuk kalp carpiyor seninle birlikte benim icin boyle...ne yediler ? aman hasta olmasinlar, sozlerime dikkat ediyim de hayatlarinda geri donulmez sacma sapan travmalar yaratmiyim cabasi...
ne kadarini nasıl basarabildigimiz herkesin kendine dusen pay hayattaki ama anladim ki en zoru buymus..
var mi bir dogru olmasi gereken izlenmesi gereken yol bilen yok..oyle cok gorus var ki her konuda hangisi dogru? hangisi uygulanabilir deneme yanilma yoluyla ogrenilebilir ancak..
yemek yemiyorlar diye turlu tarifler denediginde oluyor, oturup sonunda hepsini kendin yedigin, peki caniniz ne isterse onu yiyin diye biraktiginda kuru ekmegi kemirdiklerini gorup icinin parcalandigi...
hep bir vicdan azabi bas kosede...
bir arkadasim 'annelik bitmek tukenmek bilmez bir vicdan azabı' demisti dogru galiba...
ne yapsan yetmiyor hep birseyler eksik kaliyor duygusu bas kosede...
var mi bir kolayi?
bilen varsa soylesin...
ya genclik yillari?
aklima gelen ilk kalp carpintilari hani asik oldugumuzu zannettigimiz, aradi mi? geldi mi telaslariyla gunu gune ekleyip, deli bir telas tum dunya sanki onun etrafinda donuyor gibi yasadigimız, icimizde binlerce kelebegin ucustugunu sandigimiz ama omru de kelebek kadar olan asık gunler..
sonra, okul yillari, sınıfı gectin mi? kaldin mi? universiteyi kazabilecek miyim?
kazanamadin hadi hosgeldi iş hayati..para kazanma ve birseyler olabilme cabasi..
derken evlilik kararı ..senin sevdiginle degil seni sevenle evlen dusturuyla secilen esler baslayan cift kisilik hayatlar...sende seveceksin elbet hic sevmeden olmaz ama gordum ki askla evlenenlerin omru daha kısa nedense...
cocuklar, bebeklerimiz hayatlarimiza eklenen kocaman hic bilemedigimiz sorumluluklar...hic tahmin edemeyecegimiz buyuklukte bir ask...
kendi adima anladim ki, hayat gercekten baska birilerinin sorumlulugunu aldigin anda basliyormus esas...evliyken de esine karsi sorumlusun elbette ama cocuklarla olan kadar buyuk bir sorumluluk degilmis aslinda...
oysa anne olunca, en azindan kendi basinin caresine bakana dek herseyiyle ilgilenmen gereken iki kucuk kalp carpiyor seninle birlikte benim icin boyle...ne yediler ? aman hasta olmasinlar, sozlerime dikkat ediyim de hayatlarinda geri donulmez sacma sapan travmalar yaratmiyim cabasi...
ne kadarini nasıl basarabildigimiz herkesin kendine dusen pay hayattaki ama anladim ki en zoru buymus..
var mi bir dogru olmasi gereken izlenmesi gereken yol bilen yok..oyle cok gorus var ki her konuda hangisi dogru? hangisi uygulanabilir deneme yanilma yoluyla ogrenilebilir ancak..
yemek yemiyorlar diye turlu tarifler denediginde oluyor, oturup sonunda hepsini kendin yedigin, peki caniniz ne isterse onu yiyin diye biraktiginda kuru ekmegi kemirdiklerini gorup icinin parcalandigi...
hep bir vicdan azabi bas kosede...
bir arkadasim 'annelik bitmek tukenmek bilmez bir vicdan azabı' demisti dogru galiba...
ne yapsan yetmiyor hep birseyler eksik kaliyor duygusu bas kosede...
var mi bir kolayi?
bilen varsa soylesin...
1 Aralık 2010
ANJELIKA AKBAR - LOVE (edit)
Bu aksam kendime bir güzellik yapip Alex Vartman'ın Satsang-Sebepsiz yere mutlu olmak seminerine katildim...
hani benim gibi mutlu olmak için sebepleri varken dahi mutlu olmayı beceremeyen bir kımıl zararlisina bile iyi geldi ve yeni birseyler ögrendim...
ama esas ögrendiklerimizi hayata geçirebilmekte ya mesele bakalim bunu ne kadar uygulayabilecegim...
hep dışarlarda bir yerlerde veya birilerinde aradiğimiz tum mutlulugun aslinda sadece içimize bakarak göreceğimiz kadar yakinimizda olduguydu konu...
bu kadar basit olunca bunyeye ters geliyor haliyle... alişmiş ya debelenmeye idrak edemiyor ama 10 dakikalik bir içe donus meditasyonu bile yeterliymiş meğer...
hatta eve donunce tekrar bile ettim ki bu benim gibi maymun iştahlı birisi için başarı olarak nitelendirilebilir...
Pek keyifliydi...
29 Kasım 2010
Anlamadan, dinlemeden nereye boyle...
Hani Nazan Oncel'in bir sarkisi vardir ya Tarkan da düet yapar ...
Çok sevdigim sarkilardan biri ...
Anlamadan dinlemeden son sözümü söylemeden nereye böyle...
Sözlerindeki anlama da doyamam muziğine de...
Dünden beri dilimde bu sarki sanki su an yasadiklarimi söylüyor.
Öylesine ben ki...
En sevdiklerimden birisi tarafindan silindim dün, sildiği basit bir internet sitesi belki ama hayatimdan da gidişinin habercisi...
Oysa aklimda hep bir yerlerde, bir şekilde konuşmayı becerebilmek vardi ve ondandı bu zamana birakma...
Sadece zaman lazim diyordum biraz durulsun herşey konuşulur halledilir yanlış anlaşılmalar nasılsa...
Bunca yaşanmışlık bu kadar çabuk bitmezdi, bitemezdi...
Doğrusu budur diye düşünmüştüm...
Birbirimize biraz zaman verirsek daha sakin bakariz olana bitene...
Oysa ki bitmiş çoktan...
21 Ekim 2010
Portakali soydum, başucuma koydum...
şimdi benim aslinda öncelikle şu ellerimi yemekten vazgecmem lazim...
kızlar büyümeden deyip duruyorum ya , büyüdüler artık saka maka 3 yasinda oldu benim kaymakli kurabiyelerim ve haftanin 2 günü oyun grubuna başladik...daha çok yeni ama şimdiden orada söylenen şarkilari mirildaniyor olmalari hoşuma gitti..
ama ben hala ellerini kemiren anne, gecen anaokulunda cebime sakladim ellerimi utancimdan oyle çok yemisim ki, kan icindeydi parmaklarım....hani birisi görse, ' nedir bu kadinin manyakliği acaba' diye düşünür haliyle.. sahi nedir bu vampirliğimin sebebi ? deli olucam... bir şeylere kafayi takmaya göreyim, aninda başliyorum kendimi kemirmeye...kendine guvensizlik diyen de, oldu içindeki ofkeyi dışa vuruş şeklidir diyen de... onca kendini bilme, farkindalik kitabi filan okudum ve hala da okumaktayim sözde ama, daha kitap bitmeden uçuveriyor altini çizip de yapicam bunlari dediğim şeyler...
ama yok hala o acelesi olan tavşan kosusturmaları..gecen bir arkadasim, ' hep böyle panik ve telaşli misindir?' dedi. Önce biraz bozuldum, ama bu ara bu tarz söylenen sözlere veya tavirlara bozulma emareleri gösteren konuların da iyice içine giriyorum...'neden bozuldum şimdi neydi hissettiğim duygu' diye... bunu da okudum bir yerlerde, bir kitapta daha doğrusu diyor ki; eleştirdiginiz veya eleştirildiğiniz ne varsa o duygunun içine girin ve anlamaya çalişin... giriyorum da, çikabilene aşk olsun. her birşeyin içinden çıkmayi başardim da bunlar kusur kaldi pek hayirli görmüyorum sonumu ya hayirlisi...
aslinda bende oldum olası var bu maymun iştahlilik ama artik bir değişsem yahu anne oldum yaaa...ne kadar anne olabildiysem bu da ayri bir tartişma konusu aslinda...bu ara hiç mennun değilim anneliğimden... şimdi şu yazdiklarimi buraya kadar okuyanlar bana 'kendini sevme' terapisi önerecekler eminim ...neresinden başlasam elimde kaliyor ellerimde de hayir birakmamişim ki...
otur meditasyon yap diyen arkadaşlarim şuncacik yazamadiklarimda bile nasil da daldan dala atladiğimi görür de anlar mi acep zihnimdeki koşuşturan tavşanin kargaşasini...her bir soruya buradan karşilik vermiş olayim da tekrar kafa ütülemesinler derdindeyim ya ütüleyecekler nasilsa:)
boyle işte..
imla kurallariyla oldum olasi yok aram ondan böyle ikide birde üç nokta yanyana koyup geçiştiriyorum ...virgülün , noktanin yerini bir gün öğrenicem elbet ama artik bunu anlamaya çalişmaktan da çok sıkıldım...oysa kitap okurken filan çok da dikkat ediyorum ama uygulama sifir...bir arkadaşim burada yazdiklarimi düzeltip bana geri yolluyordu bir ara görür de ders alirim diye... bakti benden bir halt olmayacak vazgeçti...iyi de zaten o şekil yazmaya çalişsam bu kadar döktüremem ki uçar , kaçar kelimeler aklimdan...
ve anladim ki, (ki den sonra virgül var hatirliyorum bir yerlerden ama bu ki o ki mi Allah kerim) Okul yillarinda tökezlediğim tüm derslerden hayatim boynca kalmişim da, haberim yok galiba ya da artık var:) (yaşasin bak bunun da farkindayim aferin bana otur 5:)
ingilizce konusu da öyle, asla tastamam olamamiş bir parçasi hayatimin ... ondan da kalmiştim bir dönem okuldayken...sonrasinda da silmişim gitmiş ...hoş bunu fark edeli beri düzeltmeye çalişiyorum ama nafile....
şu farkindalik mevzusu da bir acayip, oldukça da kazik bir konu ...önce neden ben böyle yapiyorum ya da hissediyorum diye debeleniyorsun ve bulabiliyorsun da, sebebini ama ya sonrasini çöz çözebilirsen....şuncacik yazidan çıkan dersler:)ellerini yememeyi çöz,
imla kurallarini öğren,
ingilizceyi hallet,
kendini sev, kendine bu kadar sövme filan listeye bak...
şu üç nokta yanyanayi kim bulduysa Allah razi olsun bu arada onu da yanliş kullandiğima adim gibi eminim ya boşverrr:)
Kizlarim, kurabiye hanimlarim, Pazar akşamindan beri hastalar ...bir kusma, bir ateş bugün biraz toparladilar gibi de, bunca uykusuzluğa kendime vakit ayirmak adina bende iki satir yazayim dedim...
eskiden bu blogda birseyler yazarken daha bir özenir ve beğenilsin isterdim nedense? birileri keşfedecek de köşe yazari mi yapacak sandim acep? hani eskiden her banyoda şarki söyleyen kendini Unkapani plakçilarda kaset çikartirken hayal ederdi ya...tamam bende yaptim itiraf ediyorum:)
köşe yazari olabileceğimi de sanmışımdır,vardir öyle abuk hayallerim ..ama şimdi farkina vardim ki (amma çok şeyin farkina varmişim be kardeşim) içimden geçenleri yazip rahatlamaksa amaç, en azindan benim için öyle, yaziyim gitsin...yoksa aman bunu da saçma yazmişim deyip deyip ayirdiklarimdan bir kitap çıkacak..blog da amacini kaybetti kaybedecek...hani kizlarin gelişimi ve başima gelen halleri güncel tutma çabasiydi maksat...
aslinda ben bu ara bir dış hatlar terminaline kadar bile gitmeyi becerebilsem iyi gelecek ...
nasil bir kacip gidesim var anlatilasi degil, iş hatlar terminali bile olabilir ...hoş pasaportunda süresi bitmiş durumda hani , oturup sabah akşam hayal kursam eldeki maddiyatla ancak pasaport idaresine kadar gidebilirim gibi gözükmekte ya olsun...
arada kullandiğim virgüller filan tamamen atmasyon hani belki denk getirmişimdir dedim:)
böyle işte bendeki dumur haller...
fena yani , kafada kalan son keçiler de Exit nerede diye bakinmakta:)
kızlar büyümeden deyip duruyorum ya , büyüdüler artık saka maka 3 yasinda oldu benim kaymakli kurabiyelerim ve haftanin 2 günü oyun grubuna başladik...daha çok yeni ama şimdiden orada söylenen şarkilari mirildaniyor olmalari hoşuma gitti..
ama ben hala ellerini kemiren anne, gecen anaokulunda cebime sakladim ellerimi utancimdan oyle çok yemisim ki, kan icindeydi parmaklarım....hani birisi görse, ' nedir bu kadinin manyakliği acaba' diye düşünür haliyle.. sahi nedir bu vampirliğimin sebebi ? deli olucam... bir şeylere kafayi takmaya göreyim, aninda başliyorum kendimi kemirmeye...kendine guvensizlik diyen de, oldu içindeki ofkeyi dışa vuruş şeklidir diyen de... onca kendini bilme, farkindalik kitabi filan okudum ve hala da okumaktayim sözde ama, daha kitap bitmeden uçuveriyor altini çizip de yapicam bunlari dediğim şeyler...
ama yok hala o acelesi olan tavşan kosusturmaları..gecen bir arkadasim, ' hep böyle panik ve telaşli misindir?' dedi. Önce biraz bozuldum, ama bu ara bu tarz söylenen sözlere veya tavirlara bozulma emareleri gösteren konuların da iyice içine giriyorum...'neden bozuldum şimdi neydi hissettiğim duygu' diye... bunu da okudum bir yerlerde, bir kitapta daha doğrusu diyor ki; eleştirdiginiz veya eleştirildiğiniz ne varsa o duygunun içine girin ve anlamaya çalişin... giriyorum da, çikabilene aşk olsun. her birşeyin içinden çıkmayi başardim da bunlar kusur kaldi pek hayirli görmüyorum sonumu ya hayirlisi...
aslinda bende oldum olası var bu maymun iştahlilik ama artik bir değişsem yahu anne oldum yaaa...ne kadar anne olabildiysem bu da ayri bir tartişma konusu aslinda...bu ara hiç mennun değilim anneliğimden... şimdi şu yazdiklarimi buraya kadar okuyanlar bana 'kendini sevme' terapisi önerecekler eminim ...neresinden başlasam elimde kaliyor ellerimde de hayir birakmamişim ki...
otur meditasyon yap diyen arkadaşlarim şuncacik yazamadiklarimda bile nasil da daldan dala atladiğimi görür de anlar mi acep zihnimdeki koşuşturan tavşanin kargaşasini...her bir soruya buradan karşilik vermiş olayim da tekrar kafa ütülemesinler derdindeyim ya ütüleyecekler nasilsa:)
boyle işte..
imla kurallariyla oldum olasi yok aram ondan böyle ikide birde üç nokta yanyana koyup geçiştiriyorum ...virgülün , noktanin yerini bir gün öğrenicem elbet ama artik bunu anlamaya çalişmaktan da çok sıkıldım...oysa kitap okurken filan çok da dikkat ediyorum ama uygulama sifir...bir arkadaşim burada yazdiklarimi düzeltip bana geri yolluyordu bir ara görür de ders alirim diye... bakti benden bir halt olmayacak vazgeçti...iyi de zaten o şekil yazmaya çalişsam bu kadar döktüremem ki uçar , kaçar kelimeler aklimdan...
ve anladim ki, (ki den sonra virgül var hatirliyorum bir yerlerden ama bu ki o ki mi Allah kerim) Okul yillarinda tökezlediğim tüm derslerden hayatim boynca kalmişim da, haberim yok galiba ya da artık var:) (yaşasin bak bunun da farkindayim aferin bana otur 5:)
ingilizce konusu da öyle, asla tastamam olamamiş bir parçasi hayatimin ... ondan da kalmiştim bir dönem okuldayken...sonrasinda da silmişim gitmiş ...hoş bunu fark edeli beri düzeltmeye çalişiyorum ama nafile....
şu farkindalik mevzusu da bir acayip, oldukça da kazik bir konu ...önce neden ben böyle yapiyorum ya da hissediyorum diye debeleniyorsun ve bulabiliyorsun da, sebebini ama ya sonrasini çöz çözebilirsen....şuncacik yazidan çıkan dersler:)ellerini yememeyi çöz,
imla kurallarini öğren,
ingilizceyi hallet,
kendini sev, kendine bu kadar sövme filan listeye bak...
şu üç nokta yanyanayi kim bulduysa Allah razi olsun bu arada onu da yanliş kullandiğima adim gibi eminim ya boşverrr:)
Kizlarim, kurabiye hanimlarim, Pazar akşamindan beri hastalar ...bir kusma, bir ateş bugün biraz toparladilar gibi de, bunca uykusuzluğa kendime vakit ayirmak adina bende iki satir yazayim dedim...
eskiden bu blogda birseyler yazarken daha bir özenir ve beğenilsin isterdim nedense? birileri keşfedecek de köşe yazari mi yapacak sandim acep? hani eskiden her banyoda şarki söyleyen kendini Unkapani plakçilarda kaset çikartirken hayal ederdi ya...tamam bende yaptim itiraf ediyorum:)
köşe yazari olabileceğimi de sanmışımdır,vardir öyle abuk hayallerim ..ama şimdi farkina vardim ki (amma çok şeyin farkina varmişim be kardeşim) içimden geçenleri yazip rahatlamaksa amaç, en azindan benim için öyle, yaziyim gitsin...yoksa aman bunu da saçma yazmişim deyip deyip ayirdiklarimdan bir kitap çıkacak..blog da amacini kaybetti kaybedecek...hani kizlarin gelişimi ve başima gelen halleri güncel tutma çabasiydi maksat...
aslinda ben bu ara bir dış hatlar terminaline kadar bile gitmeyi becerebilsem iyi gelecek ...
nasil bir kacip gidesim var anlatilasi degil, iş hatlar terminali bile olabilir ...hoş pasaportunda süresi bitmiş durumda hani , oturup sabah akşam hayal kursam eldeki maddiyatla ancak pasaport idaresine kadar gidebilirim gibi gözükmekte ya olsun...
arada kullandiğim virgüller filan tamamen atmasyon hani belki denk getirmişimdir dedim:)
böyle işte bendeki dumur haller...
fena yani , kafada kalan son keçiler de Exit nerede diye bakinmakta:)
25 Ağustos 2010
Şaka gibi...
Bu blogu yazamayali oldu bir sure, uzunca bir sure hemde..
sebebi, Sirdela adina takintili bir manyak tarafindan tacize ugrayip hacklenmesi miydi anlamadim... cunku cok uzun zamandir giremiyordum ne mailime ne de bloga derken bu sabah bir deniyim dedim ve burdayim...inanamiyorum ...bu ismi tamamen ben uydurdum sanirdim oysa simdi google dan aratinca bir suru bisiy cikiyor anlayamadigim...
neyse bir daha olmamasi temennisiyle simdilik dokturebildigimce doktureyim bari...
son yazdigim yaziya baktim once soyle bir de...zaman şaka gibi gerçekten ucu sonu belirsiz anladik da, acelesi ne onu algilayabilmis degilim ...bu kadar hizli akip gitmesindeki sebep nedir? Tabakhaneyle bir alakasi var midir?gibi aptal sorular ususuyor kafama
bu ara pek anlamli seyler pek gelmiyor aslinda biraz kafayi yemis bir halde olmamdan belki de...
bilmem kacinci yardimci kadini da gonderdikten ve 3 haftadir kizlarla bir basima evde bogusmaktandir herhal ya da, ben hayatimda ilk defa SABIR denen kelimeyi iliklerime kadar hissederek yasadigimdandır bilmiyorum ama kizlar dogmadan once birileri su an becerebildiklerimden bahsetmeye kalksa sıkı bir sopa yerdi tarafimdan..aklini mi kacirdin? diye girer neresinden cikardim allah bilir...
cok yorgunum, bir o kadar da ümitsiz..ümitsizligim adam gibi bir kadin bulamamakla alakali aslinda ama hepsini 9.8 rihter olceginde sarstigindan en baskosesinde ruhsal dumurumun...
her sabah ayni bildik tanidik dolap beygirinin etrafinda donmeye baslayip aksam 9 a kadar devam eden bir hayatim var su ara..
tek tesellim kizlarin keyifli ve saglikli olmalari...
haa bir de, bunca manyakligima ragmen su gunleri herhangi bir antidepresan kullanmadan gecirebiliyor olmam...kim kime ne geciriyor cok anlasilmasa da bu da bir avuntu iste...
boyle yani
pek yakinda hayata donebilmeyi arzu ediyor muyum onu da bilmiyorum aslinda...
birilerine laf anlatmadan gecen bu gunler oldukca yorucu ama hic tanimadigin birisiyle tum gunu bir evde gecirmekle karsilastirdigimda, ne neyin neresinde kaliyor artik algilayamiyorum...
dag gibi ütüyü yaparken ya da ev, temizlerken, birisi su isleri hallediyordu ne guzel dedigim olmuyor degil ama sonra sacma detaylarla tum gun dilimin sistigi geliyor aklima duruyorum....
bu boyle gitmez illaki birileri bulunacak cunku kapasitesizligimi gayet iyi biliyorum ama su yardimci olamayan kadinlarla olmaktan bayagi bir gina gelmis durumda...
Gulcan'i cok ozluyorum 1 yila yakin bizimle olup kizlarla da muhtesem vakit geciren ve bana da soluk aldiran guzel kadinimi...hatta tekrar calisabilmeyi bile dusunmustum o varken ama yok artik..
iste boyle...
yazacak oyle cok sey vak ki aslinda ama simdilik boyle bir dokulesim geldi...iyi de geldi aslinda ozlemisim dokturmeyi...
sebebi, Sirdela adina takintili bir manyak tarafindan tacize ugrayip hacklenmesi miydi anlamadim... cunku cok uzun zamandir giremiyordum ne mailime ne de bloga derken bu sabah bir deniyim dedim ve burdayim...inanamiyorum ...bu ismi tamamen ben uydurdum sanirdim oysa simdi google dan aratinca bir suru bisiy cikiyor anlayamadigim...
neyse bir daha olmamasi temennisiyle simdilik dokturebildigimce doktureyim bari...
son yazdigim yaziya baktim once soyle bir de...zaman şaka gibi gerçekten ucu sonu belirsiz anladik da, acelesi ne onu algilayabilmis degilim ...bu kadar hizli akip gitmesindeki sebep nedir? Tabakhaneyle bir alakasi var midir?gibi aptal sorular ususuyor kafama
bu ara pek anlamli seyler pek gelmiyor aslinda biraz kafayi yemis bir halde olmamdan belki de...
bilmem kacinci yardimci kadini da gonderdikten ve 3 haftadir kizlarla bir basima evde bogusmaktandir herhal ya da, ben hayatimda ilk defa SABIR denen kelimeyi iliklerime kadar hissederek yasadigimdandır bilmiyorum ama kizlar dogmadan once birileri su an becerebildiklerimden bahsetmeye kalksa sıkı bir sopa yerdi tarafimdan..aklini mi kacirdin? diye girer neresinden cikardim allah bilir...
cok yorgunum, bir o kadar da ümitsiz..ümitsizligim adam gibi bir kadin bulamamakla alakali aslinda ama hepsini 9.8 rihter olceginde sarstigindan en baskosesinde ruhsal dumurumun...
her sabah ayni bildik tanidik dolap beygirinin etrafinda donmeye baslayip aksam 9 a kadar devam eden bir hayatim var su ara..
tek tesellim kizlarin keyifli ve saglikli olmalari...
haa bir de, bunca manyakligima ragmen su gunleri herhangi bir antidepresan kullanmadan gecirebiliyor olmam...kim kime ne geciriyor cok anlasilmasa da bu da bir avuntu iste...
boyle yani
pek yakinda hayata donebilmeyi arzu ediyor muyum onu da bilmiyorum aslinda...
birilerine laf anlatmadan gecen bu gunler oldukca yorucu ama hic tanimadigin birisiyle tum gunu bir evde gecirmekle karsilastirdigimda, ne neyin neresinde kaliyor artik algilayamiyorum...
dag gibi ütüyü yaparken ya da ev, temizlerken, birisi su isleri hallediyordu ne guzel dedigim olmuyor degil ama sonra sacma detaylarla tum gun dilimin sistigi geliyor aklima duruyorum....
bu boyle gitmez illaki birileri bulunacak cunku kapasitesizligimi gayet iyi biliyorum ama su yardimci olamayan kadinlarla olmaktan bayagi bir gina gelmis durumda...
Gulcan'i cok ozluyorum 1 yila yakin bizimle olup kizlarla da muhtesem vakit geciren ve bana da soluk aldiran guzel kadinimi...hatta tekrar calisabilmeyi bile dusunmustum o varken ama yok artik..
iste boyle...
yazacak oyle cok sey vak ki aslinda ama simdilik boyle bir dokulesim geldi...iyi de geldi aslinda ozlemisim dokturmeyi...
10 Mayıs 2010
BİR HAFTASONU BOYLE GECTİ
Persembe aksami kardeslerle yapilan telefon trafigiyle basladi haftasonu...kuzenlerden birinin veletleri sunnet olmus, kutlama dugunune cagrilmaktaymisiz...
Zor geldi önce onca yolu gitmek, memleket yakın ama ruhuma uzak düşmüş, memleket özlenmekte ama yıllar evvel yaşananlar kocaman bir gönül yarası açmış içimde, sevimsiz bir aşk hikayesi gibi uzaklaştırmış ruhum mevcudiyetini...
Tüm direnişlerime rağmen yenik düştüm yine duygusallığa "hadi abla bizde yanında olalım, böyle günler hep yasanmaz" lakırtılarına kulak tıkayamadım gittim...
Dönüş yolunda aile geleneğimizden vazgeçmeden en yakın çorbacıda aldık soluğu, kardeşler bir araya gelince tek düşündüğümüz nerede ne yiyeceğimizdir öyle bastırıyoruz hayata olan açlığımızı buna karar verdik...hatta sevgili Kivi'nin de kulaklarını çınlattık gece boyunca...bir akşam bizim aileyle bir aradayken dönen yemek muhabbetine şahit olmuştu da, "yahuu İstanbul'da nerede ne yenir? nerenin nesi güzel? hep yemek muhabbeti inanılmazsınız" demişti e haklı da, kendisi kuş kadar yemekle yaşayan insan kısmısından olduğundan, bize her gelişinde bir posta mide fesadı geçirir, gaviskon eşliğinde kalan güne devam ederdi garibim...
Annem sağolsun, aile dışı birisini yakalayınca doyurma güdüsü tavan yapar, çatlatana dek yedirir insanı:)
Cuma gününün açlığını da, Ortaköy Kırçiçeği çorbacısında noktaladık gecenin bir yarısı... pek başarılı buldum kendilerini, garsonlar güleryüzlü ve tertemiz abuk sabuk ter kokularına maruz kalmadan lezzetle yiyor insan yemeğini...en kısa sürede çorba dışı nimetlerinden de faydalanasım var...
bu ara, servis yaparken ter kokan garsonları olan mekanları tek tek deşifre edesim var çünkü, işletme müdürü bu işe de bakacak kardeşim, nasıl yaparlar? her birine silah zoruyla duş aldırıp, deodorantlarını kullandırıp, öyle mi servise başlatırlar bilemem ama onca para ödeyip burnumun direği kırılarak yemek yemek istemiyorum yahuu...su var sabun var memlekette en azından şimdilik var...
neyse...
yemek sonrası yetmedi haliyle bana, hazır ev dışındayım Ortaköy'de kardeşlerle kalınacak nostalji yapılacak, "bari içelim" dedik attık kendimizi sahile, birkaç bira sohbet eşliğinde noktaladık geceyi...
Cumartesi sabahı da Ortaköy Çaydanlık'ta nefis bir kahvaltıyla başladık güne çok başarılılar, pek beğendim özlemişim bekarlık mekanımı, evlenmeden önce yıllarımın geçtiği bu yerler de ne kadar yabancı şimdi..oysa o zamanlar tüm kahveler ahbap, tüm garsonlar kanki olmuştu. Değişmiş herşey ama hala Ortaköy'ün bana özel büyüsünü koruyorlar...
Sonrasında evime döndüm, kızlarımı aldık ve Kalamış Parkına gittik hep birlikte, tüm gün mevcut kediler ve köpekler itina ile kovalandı, salıncaklara binildi, kaydıraklardan kayıldı, ben bittim onların enerjisi bitmedi, 3-4 gibi arabalarında 1 saat kestirmelerinden istifade bir kahve-sigara keyfi yaptık fal baktık birbirimize ve akşamın 7'sine dek kaldık parkta, İstedikleri herşeyi yaptılar, koştular, düştüler oynadılar meleklerim gün boyunca...
Eve gelip duşlarını yaptırıp uyuttuktan sonra, çıktık tekrar kızkardeşim ve onun kankisi ile bizim balıkçıya gidelim dedik...bizim balıkçı dememin var bir sebebi, aylar evvel yine Öz'le(kardeşim) birlikte kızları uyuttugumuz bir ctesi aksamı keşfetmiştik mekanımızı, Suadiye de Park Balık diye bir yer...
mezeleri güzel, ortam nefis, hele şimdi terası da açtılar kapanana dek kalkamıyoruz , ödediğimiz her kuruşu da hak ediyorlar...
Hele bir de, bize servis veren bir garsonumuz var, yok böyle bir efendilik , güleryüzlülük kendimizi kraliçe gibi hissediyoruz sayesinde ve her gidişimizde birbirinden ilginç mezeler hazırlatıyor en güzelinden...
Çok anlattım ama valla canı çekenlere derhal ısmarlanır, zaten bu ara iki kişi biraraya gelsek soluğu orada alıyoruz...
Sonrasında, kızlar "hadi dans edelim" diye tutturdular...gençlik başka birşey dicem ya benim de itirazım yok bu fikre hani ama yanlış tarafındayız İstanbul'un...
Anlatamadım Anadolu yakasının bu konuda ne derece yetersiz olduğunu...
Bizim balıkçının tam karşısında Mirror var, hadi dediler gittik gitmesine ama, herkes masalarına gömülmüş içkileri yudumlayıp öylece oturmakta, sadece müzik nefis birisi kalkıp iki kıvırsa adı çıkar sanki hani öylesine mıhlamış millet kendini sandalyelere...kesmez bizi burası dediler çıktık Marina ya bakalım dedim bir bildiğim orası var ama orası da çoluk çocuk hani yok adam gibi dans edilebilecek bir yer..anlattım dinlemediler gittik... Ertekin diye bir yer müzik bangır bangır ama içerisi full kimseyi almıyorlar Murphies var en sonunda hadi oraya da bakalım dedik bir kalabalık ki, değil dans etmek ayakta durmak mümkün değil... çıktık hadi Divan'da kahve içelim dediler saat gecenin 1 'i bahçe tıklım tıklım insan kaynıyor kapıdakiler, "alamayız sizi servisimiz kapandı" dediler.. "kardeşim bahçede en az var bi 300 kişi hadi şimdi kalkın gidin desen boşalması 1 saat sürer, çok mu zor bir kahve servisi yapmak" dedim dinletemedim..bir de set oluşturdular önümüzde hani gören 3 hatun zorla adamları döve döve gireceğiz sanır...inanamadım nasıl bir işletme mantığıdır bir yaz gecesi saat 1 de kahve vermek ne derece güçtür bilemedik...
Koskaca Divan'a hic yakistiramadik bu tavri ve derhal yönetimi bilgilendirmeye karar vererek ayrıldık.
Bir hafta sonu da böyle geçti...
13 Temmuz 2009
Kaymaklı kurabiyelerim...

Kaymaklı kurabiyelerim 18 aylık oldu artık birşey anlatınca dikkatle gözümün içine bakıyor olmalarına bayılıyorum birde kafa sallayıp onaylamaları varki ısırrrr yanii
gecen pazartesi kadının izin günü, evde yalnızız bir koşturmaca gidiyor derken Alya ortadan kayboldu, hiç tekin olmuyor bu kayboluşlar muzurluk peşinde olduklarından bir dakikada iş bitiriyorlar ..baktım ki bizim kız merdivenleri tırmanıyor büyük bir keyifle indirdim çığlık kıyamet neden izin vermiyorum diye...bıraktım çıktı kuzucum ama bende de tehlike çanları çalmaya başladı haliyle biraz tırmanmasına izin verdim sonra ikna ettim bir şekil ve Salı ilk iş gidip bir kapı alıp taktım merdiven çıkışına çoook tehlikeli oluyor ev kızlar büyüdükçe çok geçmedi tırmanma kervanına Ecoş da katıldı...şimdi uykuya odalarına giderken kendileri çıkıyorlar merdivenlerden nasıl hoşlarına gidiyor arada da oynatıyorum ama kontrollü çıkmayı beceriyorlar da inmek na mümkün:( çok dikkatli olmak lazım
artık evde oynadığımız oyunlar da tükendi sıkılıyorlar bir süre sonra herşeyden yeni keşifler peşindeler:)ne mutfak eşyalarından hayır kaldı ne de makarna partilerinden hepsinin papucu dama atıldı ne yapsam bilemedim
havuz alıp toplarla doldurdum 1-2 gün idare etti artık uğramıyorlar,
geçenlerde de hadi su dolduralım havuzu dedim doldurmaz olaydık girdiler çıkarabilene aşk olsun nasıl bir ağlama krizi zor çıkardık hatunları...
kitapları çok seviyorlar artık oyuncak almıyorum bolca kitap alıyorum zaten özellikle Pisi kedinin maceralarına bayılıyorlar...
Baba - mama- düdan-atta -aded (aydede) diyorlar ama hala anne diyen yok:( eninde sonunda derler di mi? bana da baba diyorlar babalarına da,anne dedirtmeyi başaramadım hatunlara...
dün yine parka gittik salıncaklara bindiler inmek istemediler bir türlü...
sonunda eve bir salıncak mı alsam ne yapsam bilemedim, ev bu gisişle çocuk yuvasına döndü dönecek zaten iyice şakülü kaydı olsun herşey onlar için
öyle çabuk geçiyor ki zaman hiçbirşeye yetişemiyor gibi hissediyorum kendimi...kızlar için daha ne yapabilirim sorgusu her an ensemde..evdeyken bir fırsat bulup dışarı kaçsam, arkadaşlarla bişiyler içip iki laf etsem diyorum, dışarı çıkıyorum vicdan azabı sarıyor her yanımı neden evde değilim diye...bir türlü dengeyi oturtamadım..
ama geçenlerde psikiyatrımla konuştuk ona bu dumur hallerimden bahsedince, "sen onları çokkk sev gerisi nasılsa gelir" dedi "ve onları çok sevebilmen için senin de kafanın yerinde olması lazım dolayısıyla kendine ayırdığın vakitleri vicdan azabına dönüştürme" diye de ekledi...güzel konuştu sağolsun ama pratikte ne yazık ki bu denli başarılı olamıyorum ..
ben onları herşeyden ve herkesten çok seviyorum zaten hemde deliler gibi:)
40'ına merdiven dayamış Kadın kısmısı...
Büyüdüm ben artık 40 yaşına geldim bu yüzden bu seneden tezi yok bazı şeyleri geride bırakasım var...
nasıl yapacağım hakkında fikrim yok ayrı ama çabam olacak en azından kararlıyım...
öncelikle insanlara tutamayacağım sözler vermemeyi öğrenmek istiyorum, kimse silah zoruyla alıkoyacak değil ama ben oldum olası hep "geliyorum" der sonrasında da o gidilecek gün başıma gelenler yüzünden iptal etmem gerekirken "amannn çok ayıp olur" nidaları atarak katılırım bir şekil mevzubahis gidilecek yere...başıma gelenlerse öyle özel bişiy değil esasen, günlük tanıdık işler ama özellikle birilerine söz verdiysem sanki Evren bana bu döngüyü kırmamı öğretmek istercesine o gün herşey ya ters gider, ya iş bitmez ya benim pilim biter...
artık tutamayacağım sözler vermicem bu sebepten en azından denicemm...
sonra, şu incelikler yüzünden incinmiş hallerimden de sıkıldım...
kimsenin benim kafamın içinde geçen detayları okuma mecburiyeti yokken ama "ya okursa" diye milletin aklına dahi gelmeyecek 50 detay oluşturup, onlarla boğuşmak da istemiyorum artık zaten, bu kadar düşünmekten yakında adımı da unutursam şaşmamalı kafa gitti gider hallerde...kaba olamam bilinir ama eskisi kadar detayları gözünüze sokmazsam bu konuda da yol alabildiğimin göstergesidir "aferin arkadaşıma adam oluyor" deyin geçin sizde takılmayın olur mu?
hoş zaten "aman allah razı olsun" dediğinizi de duyar gibiyim...:)
haaa, kilolarıma da takmadan yaşamayı öğrenicem bu sene "ay sen hamile misin?" diyenlere "evet" deyip suratlarının hallerine bakıp eğlenmeye karar verdim ne taksiratım var yahu, göbeğimi soran herkese hamileyken aldığım ve vermediğim kiloları ve detaylarını anlatmasam olmaz mı? olur...
hamileyim abicim öyle biline, bir gün doğurucam elbet vakti var daha, bu konuda edilecek lakırtılara göre karşımdakilere dokuz doğurtacak cevaplar verme kapasitem gözönünde bulundurulup fazla kıpraşmamaları özellikle önemli tabi yoksa bünye su kaynatıp sapıtabilirim...
aman sormasınlar ben memnunum bu hormonlu patates halimden aaaa değilsem de benim sorunum...en son kuzenlerin düğün muhabbetlerinde beni neredeyse 3 senedir görmeyen akraba kısmısı canımı sıktı da, ondan bu serzeniştler...
diyemedim ki, " yahuu siz bir de geçen yazki halimi görseydiniz sumo güreşçileri gibiydim" diye...
"altınları hazırlayın anacım 3.bebek geliyor" dedim şimdi zavallı annem uğraşıyor benim yerime:)"milletin ağzına verilecek laf mı bu diye:) çok sinir ettiler napim:)
ayy eğleniyim biraz bende şu hayattan yahu tamamen bana ait malzemeler yüzünden her gün karalar bağlamaktan sıkıldım aaaa...
hedefim bu yaşgünümde eski halime ulaşmaktı olmadı bir sonraki seneye inşallah:)
"lüzümsuz işler kraliçesi" tacımı da isteyene severek vermeye hazırım...
kendi başıma açtığım üstüme vazife olmayan işler yüzünden aylardır burnumda tüten caaanım arkadaşlarımı göremez oldum..bundan sonra hiçbir işe atlamıcam en baba sazan edasıyla deli miyim neyim zaten vakitsiz yaşarken nedir benim bu aferinci halimm ne gereksiz..."ben bilmez" deyip geçicem..
Kivi'mi ösledim be , Semoşumu da , Eylül'ümü bile göremez oldum ki, hani onunla yine arada görüşürdük o da mümkün olamamakta...onlar biliyor kendilerini, bundan sonra ayda 1 kez herkeş bir araya toplaşıp görüş yapacak yolu yok en sevdiklerimden en uzak günler yaşamaktan da sıkıldım aaa...
ahan da 40 'ına merdiven dayamış kadın kısmısı dumur hallerinden seçmeler...
daha da var ya, şimdi vakitlice yatıp uyucam buna da özen göstermeye karar verdim çünkü sonra uykusuzluktan sinirlerim yıpranıyor en yakınımdakileri dişliyorum sebepsizce...
işte böle dahası da, arkası yarın öbürgün filan artık...
nasıl yapacağım hakkında fikrim yok ayrı ama çabam olacak en azından kararlıyım...
öncelikle insanlara tutamayacağım sözler vermemeyi öğrenmek istiyorum, kimse silah zoruyla alıkoyacak değil ama ben oldum olası hep "geliyorum" der sonrasında da o gidilecek gün başıma gelenler yüzünden iptal etmem gerekirken "amannn çok ayıp olur" nidaları atarak katılırım bir şekil mevzubahis gidilecek yere...başıma gelenlerse öyle özel bişiy değil esasen, günlük tanıdık işler ama özellikle birilerine söz verdiysem sanki Evren bana bu döngüyü kırmamı öğretmek istercesine o gün herşey ya ters gider, ya iş bitmez ya benim pilim biter...
artık tutamayacağım sözler vermicem bu sebepten en azından denicemm...
sonra, şu incelikler yüzünden incinmiş hallerimden de sıkıldım...
kimsenin benim kafamın içinde geçen detayları okuma mecburiyeti yokken ama "ya okursa" diye milletin aklına dahi gelmeyecek 50 detay oluşturup, onlarla boğuşmak da istemiyorum artık zaten, bu kadar düşünmekten yakında adımı da unutursam şaşmamalı kafa gitti gider hallerde...kaba olamam bilinir ama eskisi kadar detayları gözünüze sokmazsam bu konuda da yol alabildiğimin göstergesidir "aferin arkadaşıma adam oluyor" deyin geçin sizde takılmayın olur mu?
hoş zaten "aman allah razı olsun" dediğinizi de duyar gibiyim...:)
haaa, kilolarıma da takmadan yaşamayı öğrenicem bu sene "ay sen hamile misin?" diyenlere "evet" deyip suratlarının hallerine bakıp eğlenmeye karar verdim ne taksiratım var yahu, göbeğimi soran herkese hamileyken aldığım ve vermediğim kiloları ve detaylarını anlatmasam olmaz mı? olur...
hamileyim abicim öyle biline, bir gün doğurucam elbet vakti var daha, bu konuda edilecek lakırtılara göre karşımdakilere dokuz doğurtacak cevaplar verme kapasitem gözönünde bulundurulup fazla kıpraşmamaları özellikle önemli tabi yoksa bünye su kaynatıp sapıtabilirim...
aman sormasınlar ben memnunum bu hormonlu patates halimden aaaa değilsem de benim sorunum...en son kuzenlerin düğün muhabbetlerinde beni neredeyse 3 senedir görmeyen akraba kısmısı canımı sıktı da, ondan bu serzeniştler...
diyemedim ki, " yahuu siz bir de geçen yazki halimi görseydiniz sumo güreşçileri gibiydim" diye...
"altınları hazırlayın anacım 3.bebek geliyor" dedim şimdi zavallı annem uğraşıyor benim yerime:)"milletin ağzına verilecek laf mı bu diye:) çok sinir ettiler napim:)
ayy eğleniyim biraz bende şu hayattan yahu tamamen bana ait malzemeler yüzünden her gün karalar bağlamaktan sıkıldım aaaa...
hedefim bu yaşgünümde eski halime ulaşmaktı olmadı bir sonraki seneye inşallah:)
"lüzümsuz işler kraliçesi" tacımı da isteyene severek vermeye hazırım...
kendi başıma açtığım üstüme vazife olmayan işler yüzünden aylardır burnumda tüten caaanım arkadaşlarımı göremez oldum..bundan sonra hiçbir işe atlamıcam en baba sazan edasıyla deli miyim neyim zaten vakitsiz yaşarken nedir benim bu aferinci halimm ne gereksiz..."ben bilmez" deyip geçicem..
Kivi'mi ösledim be , Semoşumu da , Eylül'ümü bile göremez oldum ki, hani onunla yine arada görüşürdük o da mümkün olamamakta...onlar biliyor kendilerini, bundan sonra ayda 1 kez herkeş bir araya toplaşıp görüş yapacak yolu yok en sevdiklerimden en uzak günler yaşamaktan da sıkıldım aaa...
ahan da 40 'ına merdiven dayamış kadın kısmısı dumur hallerinden seçmeler...
daha da var ya, şimdi vakitlice yatıp uyucam buna da özen göstermeye karar verdim çünkü sonra uykusuzluktan sinirlerim yıpranıyor en yakınımdakileri dişliyorum sebepsizce...
işte böle dahası da, arkası yarın öbürgün filan artık...
5 Haziran 2009
4 Haziran 2009
Bir öpesim var...
Şimdi, benim bıdıklar artık 16.aylarının içindeler ya, haliyle o minik yanaklar her geçen gün daha da öpülesi bir kıvama bürünmekte ve itiraf etmeliyim pek de lezzetli görünmekte ama siz yine de öpmeyin! hele hele etrafta birde ben varsam sakın! dudaklarınıza sahip çıkın, kendinize engel olun ama öpmeyin aman diyim...
hadi kendinizi tutamadınız öptünüz, ve benimle gözgöze geldiğinizde bakışlarımdan kaçacak delik arıyorsunuz ee haklısınız da, ama hala niye kaçmadınız o da ayrı , salaklaşıp tekrar öpmeyin!
hani sanki, "acaba buna mı kızdı? amannnn canım ne var bunda" dercesine deneme yanılma yoluna gitmeyin...adı üstünde de-ne-meeee...
ben kimsenin bebişini öyle şap şup öpmem, zaten bizde bebiş kısmısı öyle de öpülmez sadece koklanır aldığımız terbiye bu yönde...
ama benim terbiyemin bir yumurta kıtlığı zamanına denk geldiği de apaçık ortada, yani o yüzden zaten siz siz olun hiç öpmeyin...hani terbiyesiz olma durumum dolayısıyla...açıkladım da bak...
çok mu uzattım? yeni başlamıştım oysa..
ben bile kıyamazken o gül yanaklara dokunmaya ağzımdan bir kaza çıkmasın sonra benden söylemesi...
amannn diyim...
hadi kendinizi tutamadınız öptünüz, ve benimle gözgöze geldiğinizde bakışlarımdan kaçacak delik arıyorsunuz ee haklısınız da, ama hala niye kaçmadınız o da ayrı , salaklaşıp tekrar öpmeyin!
hani sanki, "acaba buna mı kızdı? amannnn canım ne var bunda" dercesine deneme yanılma yoluna gitmeyin...adı üstünde de-ne-meeee...
ben kimsenin bebişini öyle şap şup öpmem, zaten bizde bebiş kısmısı öyle de öpülmez sadece koklanır aldığımız terbiye bu yönde...
ama benim terbiyemin bir yumurta kıtlığı zamanına denk geldiği de apaçık ortada, yani o yüzden zaten siz siz olun hiç öpmeyin...hani terbiyesiz olma durumum dolayısıyla...açıkladım da bak...
çok mu uzattım? yeni başlamıştım oysa..
ben bile kıyamazken o gül yanaklara dokunmaya ağzımdan bir kaza çıkmasın sonra benden söylemesi...
amannn diyim...
Al Pacino olayı...
Benim bu adamı sevmek için çoookkkk nedenim var... bir kere, o bakışları inanılmaz her ne kadar bayağı bir yaşlanmış olsa da , yine aynı derinlikte bakmaya yeminli herif... oyunculuğuna zaten söylenecek söz yok...
çekiciliğine de laf edebilecek birisi varsa kör olmalı, ya da frijit diye düşünüyorum çok mu abarttım? abartırım öyle çünkü, bence çoookkkk abartılı bir çekicilik:) hani her ne kadar, "libidomu kaybettim hükümsüzdür" desem de , o bu kapsama alanının dışında hoşş ne yazık ki benim kapsama alanımın da dışında olması sebebiyle tüm bu ettiğim lakırtılar hayal filan falan statüsünde kabul görür ancak...olsun bu da güselll:)
Kadın kokusu filminin en can alıcı sahnesini seçmem de bu sebeple hem nostalji olsun didim , hem de, şu dans ettiği hatunun yerinde olmak vardı ya olmadı başka sefere:P
2 Haziran 2009
Vur kadehi ustam...
vur kadehi ustam...
bu gece de sarhoşuz...
kalan sağlar bizimdir acidan mayhoşuz
iki satirlik adamlari musallat ettik ömrümüze
bundandır böyle dibe vuruşumuz...
Sila'dan dinledim önce sonra, Ferhat Göçer de söylemiş...
ama sözler Sila'ya aitmiş, ne güzel yazmiş, nasıl güzel bir yorumdur , nasıl bir güzelliktir bu kadın ? farkında mıdır? bilmem
tek bildiğim bu ara dinlediğim neredeyse tek şarkı...yüreğine, ağzına sağlık...
sorumlulukları yerine getirip, her iş bittiğinde, annelik elbisemi çıkarıp , yamalı entariyi üzerime geçirdiğim anlarda tek yapmak istediğim bir şeyler içmek ve kafa dengi dostlarla böyle şarkılar eşliğinde biraz ruhu depreştirmek...
farkettim ki , hamilelikti emzirme dönemiydi derken bünye özlemiş alkolü ve beraberinde getirdiği o deli ruh hallerini...
bundandır böyle evdeki sorumlulukları toparlayıp her fırsatta bir yerlere kaçmaya çalışmalarım...
merak edenler varmış, hepi topu 2 gece kaçtığım o soluk alma anlarına denk getirip aramış da, bulamamış ve algılayamamış nasıl bebeleri bırakıp alemlere daldığımı...
kendileri, algılamaları beklenmeyenler zaten ve yörüngede dahi değiller bakıldığında ya, aklıma geldi şarkıyı da dinlerken söyleyiveriyim rahatlasınlar dedim...
Bir deli düzeni bu ,
akıllı masalında....
bu sözler de yine Sıla'nın Dön demeği unuttum şarkısından
o da ayrı güzel bir şarkı...
seviyorum böyle güzel sözleri ben
bana uydurduğum yönleri olduğundan belki...
bir delinin düzeni bu, o kaçışları olmazsa başka türlü nefes alamayan,
akıllıların masallarına uymaması ondan...
uydurmaya da çalışmayın, delidir sizi de bozar...
bu gece de sarhoşuz...
kalan sağlar bizimdir acidan mayhoşuz
iki satirlik adamlari musallat ettik ömrümüze
bundandır böyle dibe vuruşumuz...
Sila'dan dinledim önce sonra, Ferhat Göçer de söylemiş...
ama sözler Sila'ya aitmiş, ne güzel yazmiş, nasıl güzel bir yorumdur , nasıl bir güzelliktir bu kadın ? farkında mıdır? bilmem
tek bildiğim bu ara dinlediğim neredeyse tek şarkı...yüreğine, ağzına sağlık...
sorumlulukları yerine getirip, her iş bittiğinde, annelik elbisemi çıkarıp , yamalı entariyi üzerime geçirdiğim anlarda tek yapmak istediğim bir şeyler içmek ve kafa dengi dostlarla böyle şarkılar eşliğinde biraz ruhu depreştirmek...
farkettim ki , hamilelikti emzirme dönemiydi derken bünye özlemiş alkolü ve beraberinde getirdiği o deli ruh hallerini...
bundandır böyle evdeki sorumlulukları toparlayıp her fırsatta bir yerlere kaçmaya çalışmalarım...
merak edenler varmış, hepi topu 2 gece kaçtığım o soluk alma anlarına denk getirip aramış da, bulamamış ve algılayamamış nasıl bebeleri bırakıp alemlere daldığımı...
kendileri, algılamaları beklenmeyenler zaten ve yörüngede dahi değiller bakıldığında ya, aklıma geldi şarkıyı da dinlerken söyleyiveriyim rahatlasınlar dedim...
Bir deli düzeni bu ,
akıllı masalında....
bu sözler de yine Sıla'nın Dön demeği unuttum şarkısından
o da ayrı güzel bir şarkı...
seviyorum böyle güzel sözleri ben
bana uydurduğum yönleri olduğundan belki...
bir delinin düzeni bu, o kaçışları olmazsa başka türlü nefes alamayan,
akıllıların masallarına uymaması ondan...
uydurmaya da çalışmayın, delidir sizi de bozar...
21 Mayıs 2009
Boktan bir durum...
Annelik zor iş klişesini kullanmak istemesem de, elimde başka malzeme yok idare edin gecenin bu saati bulamadım başka bir lakırtı...
hoş, kimse kolay olduğunu söylememişti zaten kendim kaşındım, aldım boyumun ölçüsünü hatta şu anki kiloyla hiç bağdaşmayacak bir halde olduğunun da gayet farkındayım ya olsun analıktandır deyip, koca göbişin üzerine yatma hobisi geliştikçe gelişti iyi de oldu napalım ?alıştım böyle hormonlu patates gibin dolanmaya...geçen seneden bu zamana bi 10 kilo gitti kaldı 15 daha ya o da gidecek inşallah...
konu ben değilim, yani dönüp dolaşıp bana gelecek olması adetten ama esas mevzu ikizler yani benim Kaymaklı kurabiyelerim dünya güzeli meleklerim:)
şimdi, havalar ısındı ısınalı kızların bodylerinin kısa kollularına geçiş yapmış "cıbıl cıbıl dolaşalım "kanalından yayın yapıyorduk ya hani, zaten anaları gibi ateşli hatunlar olmaları sebebiyle soyunurken hiç sesleri çıkmaz, yeterki giydirilmesin hanımlar...
geçen yaz da öyle tek body ve bezle geçmişti bu sene de devam edelim dedik hatta, kolları uzun olup da hala giyilebilme ve apışarası çıtçıtları kapanabilme özelliği devam eden kışlıkların da kollarını kesmek suretiyle Yaz'a uyumlandırdık..
herşey iyi güzeldi lakin bugun hava bozunca yine pijamaları bacaklara giydirelim dedik olmadı, cıbıl bacaklar kabul etmedi eee öyle olunca kışın tulum gibi giydikleri ama artık boyları uzadıkça paçaları şort kıvamına bürünen uykulukları çektik üstümüze, uzun kolları da bir makas darbesiyle kısaltıp tüm günü mutlu mesut geçirdik taaaa ki, akşam üzeri saatlerine dek...
akşam üzeri arkadaşlar uğradılar bir kahve içimlik bizi ve kızları görmeye
maksat kızları görmek aslında ama, Ecoş cadısı yabancı insan kısmısına karşı olanca cadılığını sergilemek suretiyle gelen grubu ürkütmeyi hiç ihmal etmedi daha ilk dakikalarda, insanların yüzünü görür görmez basıyor yaygarayı susturabilene aşk olsun...
hiç anasına çekmemiş bu yanı, ama hiç ilgilenmeden kendi haline bırakılınca bir süre sonra uyum sağlayıp ortama karışıyor ya yine de öyle pek sıcak bir ilişki içine girdiği söylenemez..bir de Kraliçe ya hanım, öyle uzaktan uzaktan kesiyor milleti bir tek esmer ve yakışıklı olanlara kanı kaynayıp yanaştığı görüldü şu ana dek..bu özelliğini de itina ile anasından aldığına kanaat getirildi haliyle:)
Alyoşum cool prensesim ise, her zamanki sakin haliyle gelenleri inceleyip mesafeli tutumunu takındı... ortamda erkek çocuk görünce derhal en sevdiği oyuncakları verip tavlama derdine düşer eğer kanı kaynadıysa, sevmediyse çok fena favori oyuncaklar toplanıp gizli sığınağına götürüp saklanıyor:) yer edindi kendine salondaki koltuğun arkasını sığınak belledi hatun, akşam el ayak çekilince evdeki tüm kayıp kap kacak, yediğini sandığım oysa sadece kemirilip atılan elma parçaları, oyuncaklar bir yığın halinde orada istifleniyor...çok fazla el değdirmek de mümkün değil sabah kalkınca ilk iş gidip zulasını kontrol ediyor çok komik işle peşindeler ve hergün bir yenisi ekleniyor...
tüm günün yorgunluğuna değen de bu komediyi seyretmek zaten...
neyse, biz öyle arkadaşlarla sohbet muhabbet içersinde Alyoş ortamdaki erkek çocuğuyla mercimek fırında oynarken Ecoş girdi salona...heyheylerini dışarda bırakmış geldi hatun ve önce şöyle bir dolandı seyretti tepkisizce ortamı bende "amannnn kimse ilgi göstermesin bırakın" demişim zırıldamayı kestiğinden mutlu bir halde...
ama ilgilenmeyin bölümü beni ilgilendiriyor haliyle,
sohbet koyu, gelen arkadaşım erkek bebenin yuva mevzularını anlatmaktayken yerdeki oyun örtüsünün üzerinde ne idüğü belirsiz bir topak takıldı gözüme ve takılmasıyla oturduğum yerden zıplamam bir oldu, şu koca cüssemle panter misali topağa bir atlamışım ki, ne göreyim koca bir bok parçası ...
şoktayım, ilk defa bok görür gibi desem değil , kızlar doğdu doğalı burnum boktan çıkmış değil, her anlamda boka batmış günler yaşamışlığım dahi var ama, bu en boktanı yani ne bok yapacağımı şaşırmış bir halde kalakaldım...
yerde nerden geldiği anlaşılamaz bir kupa bok bana bakıyor, hemen en kocaman havlu kağıt ıslak mendil darbesiyle yok edildi ve anlaşıldı ki , Ecoşun gündüz giydirdiğim yavşak bodysinin apışarası çıtçıtları açılmış ve nasıl olduysa bezinin de bir kanadı açılmak suretiyle bok özgürlüğünü ilan edivermiş...güler misin ?ağlar mısın ağla tabii ,rezalet...
tüm gün kırk bez tak çıkar hiçbir vukuat olmasın da misafirlerin önünde olacak iş değil...Allahtan erken gördüm de diğer bebeler boka batmadan ortam kontrol altına alındı yoksa toplu hamam sefası yapacaklardı akşamın bi vakti...
Ecoşu kaptığım gibi altını nasıl değiştirdim, popusunu elini ayağını nasıl yıkayıp şartladığımı şaşırdım millet benden şaşkın beni seyirde...
velhasıl akşam sohbetimiz, "olur böyle şeyler bizde çocuk büyüttük" lakırtılarıyla nihayet bulduysa da, ben hala bu boktan durumu hazmedebilmiş değilim...
yabancı değildi gelenler yakın arkadaşlardı ama yine de, insan kendini çok boktan hissediyor yahuuu
valla çok boktan bir durum ama bunu da yaşamak varmış napalım yarından tezi yok o yavşak body den cam bezi yapmazsam ne olayım...
hoş, kimse kolay olduğunu söylememişti zaten kendim kaşındım, aldım boyumun ölçüsünü hatta şu anki kiloyla hiç bağdaşmayacak bir halde olduğunun da gayet farkındayım ya olsun analıktandır deyip, koca göbişin üzerine yatma hobisi geliştikçe gelişti iyi de oldu napalım ?alıştım böyle hormonlu patates gibin dolanmaya...geçen seneden bu zamana bi 10 kilo gitti kaldı 15 daha ya o da gidecek inşallah...
konu ben değilim, yani dönüp dolaşıp bana gelecek olması adetten ama esas mevzu ikizler yani benim Kaymaklı kurabiyelerim dünya güzeli meleklerim:)
şimdi, havalar ısındı ısınalı kızların bodylerinin kısa kollularına geçiş yapmış "cıbıl cıbıl dolaşalım "kanalından yayın yapıyorduk ya hani, zaten anaları gibi ateşli hatunlar olmaları sebebiyle soyunurken hiç sesleri çıkmaz, yeterki giydirilmesin hanımlar...
geçen yaz da öyle tek body ve bezle geçmişti bu sene de devam edelim dedik hatta, kolları uzun olup da hala giyilebilme ve apışarası çıtçıtları kapanabilme özelliği devam eden kışlıkların da kollarını kesmek suretiyle Yaz'a uyumlandırdık..
herşey iyi güzeldi lakin bugun hava bozunca yine pijamaları bacaklara giydirelim dedik olmadı, cıbıl bacaklar kabul etmedi eee öyle olunca kışın tulum gibi giydikleri ama artık boyları uzadıkça paçaları şort kıvamına bürünen uykulukları çektik üstümüze, uzun kolları da bir makas darbesiyle kısaltıp tüm günü mutlu mesut geçirdik taaaa ki, akşam üzeri saatlerine dek...
akşam üzeri arkadaşlar uğradılar bir kahve içimlik bizi ve kızları görmeye
maksat kızları görmek aslında ama, Ecoş cadısı yabancı insan kısmısına karşı olanca cadılığını sergilemek suretiyle gelen grubu ürkütmeyi hiç ihmal etmedi daha ilk dakikalarda, insanların yüzünü görür görmez basıyor yaygarayı susturabilene aşk olsun...
hiç anasına çekmemiş bu yanı, ama hiç ilgilenmeden kendi haline bırakılınca bir süre sonra uyum sağlayıp ortama karışıyor ya yine de öyle pek sıcak bir ilişki içine girdiği söylenemez..bir de Kraliçe ya hanım, öyle uzaktan uzaktan kesiyor milleti bir tek esmer ve yakışıklı olanlara kanı kaynayıp yanaştığı görüldü şu ana dek..bu özelliğini de itina ile anasından aldığına kanaat getirildi haliyle:)
Alyoşum cool prensesim ise, her zamanki sakin haliyle gelenleri inceleyip mesafeli tutumunu takındı... ortamda erkek çocuk görünce derhal en sevdiği oyuncakları verip tavlama derdine düşer eğer kanı kaynadıysa, sevmediyse çok fena favori oyuncaklar toplanıp gizli sığınağına götürüp saklanıyor:) yer edindi kendine salondaki koltuğun arkasını sığınak belledi hatun, akşam el ayak çekilince evdeki tüm kayıp kap kacak, yediğini sandığım oysa sadece kemirilip atılan elma parçaları, oyuncaklar bir yığın halinde orada istifleniyor...çok fazla el değdirmek de mümkün değil sabah kalkınca ilk iş gidip zulasını kontrol ediyor çok komik işle peşindeler ve hergün bir yenisi ekleniyor...
tüm günün yorgunluğuna değen de bu komediyi seyretmek zaten...
neyse, biz öyle arkadaşlarla sohbet muhabbet içersinde Alyoş ortamdaki erkek çocuğuyla mercimek fırında oynarken Ecoş girdi salona...heyheylerini dışarda bırakmış geldi hatun ve önce şöyle bir dolandı seyretti tepkisizce ortamı bende "amannnn kimse ilgi göstermesin bırakın" demişim zırıldamayı kestiğinden mutlu bir halde...
ama ilgilenmeyin bölümü beni ilgilendiriyor haliyle,
sohbet koyu, gelen arkadaşım erkek bebenin yuva mevzularını anlatmaktayken yerdeki oyun örtüsünün üzerinde ne idüğü belirsiz bir topak takıldı gözüme ve takılmasıyla oturduğum yerden zıplamam bir oldu, şu koca cüssemle panter misali topağa bir atlamışım ki, ne göreyim koca bir bok parçası ...
şoktayım, ilk defa bok görür gibi desem değil , kızlar doğdu doğalı burnum boktan çıkmış değil, her anlamda boka batmış günler yaşamışlığım dahi var ama, bu en boktanı yani ne bok yapacağımı şaşırmış bir halde kalakaldım...
yerde nerden geldiği anlaşılamaz bir kupa bok bana bakıyor, hemen en kocaman havlu kağıt ıslak mendil darbesiyle yok edildi ve anlaşıldı ki , Ecoşun gündüz giydirdiğim yavşak bodysinin apışarası çıtçıtları açılmış ve nasıl olduysa bezinin de bir kanadı açılmak suretiyle bok özgürlüğünü ilan edivermiş...güler misin ?ağlar mısın ağla tabii ,rezalet...
tüm gün kırk bez tak çıkar hiçbir vukuat olmasın da misafirlerin önünde olacak iş değil...Allahtan erken gördüm de diğer bebeler boka batmadan ortam kontrol altına alındı yoksa toplu hamam sefası yapacaklardı akşamın bi vakti...
Ecoşu kaptığım gibi altını nasıl değiştirdim, popusunu elini ayağını nasıl yıkayıp şartladığımı şaşırdım millet benden şaşkın beni seyirde...
velhasıl akşam sohbetimiz, "olur böyle şeyler bizde çocuk büyüttük" lakırtılarıyla nihayet bulduysa da, ben hala bu boktan durumu hazmedebilmiş değilim...
yabancı değildi gelenler yakın arkadaşlardı ama yine de, insan kendini çok boktan hissediyor yahuuu
valla çok boktan bir durum ama bunu da yaşamak varmış napalım yarından tezi yok o yavşak body den cam bezi yapmazsam ne olayım...
29 Nisan 2009
Nutella kardeşliği...
Sabahtan beri bir içim içime sığmıyor durumları sözkonusu
bu ara biraz arpayı fazla mı kaçırdım ne geceleri onca uykusuzluğa yıkılmam gerekirken full enerji dolanıyorum ortalarda...
kızlar sabah namazını mütakiben ayaktaydı oysa yine...
inanılır gibi değiller geçen akşam birisi gece 3 te uyandı, 5 te zor uyutabildim 2 saat debelendik ...kendi yatağı olmadı, yanıma aldım bir yandan ya alışırsa korkusu, bir yandan o kücücük kollarını boynuma dolamasının keyfi karıştık öylece ama uyutamadım onca çabaya rağmen...koca yatakta dört döndük kocişi yatağın en kenarına dek iteleyerek, olmadı aldım yatağına geri götürdüm 5 te daldı hatun, rahat bir 8 e kadar uyur derken 6 da sanki tüm gece ayakta kalan o değilmişçesine full neşe kalktı ve kardeşini de uyandırdı...zaten biri ayaktaysa diğerine de rahat vermiyor ...sıkılıyorlar tek başına, ikizlerde bu hep böyle mi merak ediyorum...
tüm gün onlarla kahvaltıydı sabah uykusuydu öğlen yemeğiydi , öğleden sonra uykusuydu, akşam üzeri yoğurtları, baby tv zamanı derken akşam oldu...
en çok pim ve pimba'yı seviyorlar 2 küçük penguen, birde drago ile oliver baş kahramanlarımız onlar çıkınca çığlık kıyamet ortalık..baby tvnin tüm şarkılarını melodileri filan ezberlemiş durumdayım, hatta çıkış sırasını bile hatmettim kendimi bazen yemek pişiriken filan da o şarkıları söylerken buluyorum kaybettim kendimi hükümsüzdür durumları:)
baby tv'yi hepi topu 1 saat seyrettiriyorum fazla değil ve bende yanlarında anlatıyorum olan biteni öyle yapmak gerekiyormuş diye, kim kimdir ne yapıyor ediyor teke tek anlatıyorum, ama arada şu program akışını değiştirseler çok mutlu olucam
baby einstain cdlerini de hatmettik bitti sıkıldılar hepsinden yeni arayışlar içerisindeyiz...
neyse bu arada kapağı elimde kalan çamaşır makinasını tamir ettirdim..
bu ara evdeki elektrikli aletler kendi kendilerini imha sürecindeler , önce 3 lü priz gitti, ardından tost makinası derken çamaşır makinasının kapağı elimde kaldı benim arıza katsayım aletlere kısa devre mi yaptırıyor ne anlamadım...
sonra, evde kısa çaplı bir dolap temizliği yapıldı, 3 tertip çamaşır yıkandı
akşam kızların mamaları yedirildi, kadına teslim edildi uyutsun diye ...
yemek yerken hep ellerine değişik objeler verip oyalıyorum kadın da o arada besliyor başka türlü yemiyor hanımlar bu gün tahta kaşıklarla oynaştık...
uykuyu da kadına sattım çünkü benimle uyumuyorlar, daha doğrusu beni 1 saat süründürüp sonra uyuyorlar oysa yardımcı kadın yatırdığında 10 dakikada bitiyor mevzuu
dr. a sordum "seni oyun arkadaşları gibi gördüklerindendir" dedi ben bu özlük işleri kendim yapma çabasındaydım oysa ya, yokmuş pek önemi daha doğrusu ilk aylar önemliymiş ama artık başkalarının da onları besliyor ve uyutuyor olması diğer insanlara da güven duymalarını sağlarmış bir bilenler öyle diyor...
iyi, uyku işini de şimdilik böyle çözdük gittiği yere kadar artık...
saat akşamın 8'i olduğunda benim pilimin bitip yıkılmam lazım di mi?
hayır kocişi arayıp "sinemaya gitsek" diye tutturdum ,
"yaaa hafta arası ne sineması şimdi" lakırtılarına kulak tıkıyarak...
çıkışta da, gecenin 12 sinde kocaman bol nutellalı bir waffle mideye indirildi, bu durumda kalori hesabına vurunca, yarın yemem gereken tüm öğünleri tüketmiş durumdayım
biliyorum...
pişman mıyım?
hayır
hatta waffle'ı hazırlayan çocuğa nutellayı sürerken, "elini korkak alıştırma bol koy" demişliğim bile var kocişin dirsek dürtmelerini görmezden gelerek:)
eve dönerken "sen nasıl kilo vereceksin merak ediyorum, hani yasaktı sana çikolata tatlı" diye söyleniyordu...
bense yüzümde kocaman bir gülümseme, dudaklarımın kenarında kalan nutellaları yalamakla meşguldüm
ne doyumsuz bir zevk bu kardeşim ya
atın beni en derin nutella kazanlarında kaynayım
şekerim varmış kimene
At'ın ölümü arpadan olsun, benimki nutelladan...
eeee onca nutella yersen gecenin 3 ünde hala ayakta bu satırları döşer oluyorsun haliyle
yarın kadının izin günü ve yalnızım kızlarla
şimdi gidip uyumazsam kızlar yarın beni evin hangi köşesine döşeyecekler bilinmez
ama olsun değdi valla kendime geldim
ne olurdu yenilen her gr nutella 1 kiloyu yaksa filan
nefis olurdu nefissssssss
yaşasın Nutella kardeşliği ve kim bulduysa bu nimeti helal olsun...:)
bu ara biraz arpayı fazla mı kaçırdım ne geceleri onca uykusuzluğa yıkılmam gerekirken full enerji dolanıyorum ortalarda...
kızlar sabah namazını mütakiben ayaktaydı oysa yine...
inanılır gibi değiller geçen akşam birisi gece 3 te uyandı, 5 te zor uyutabildim 2 saat debelendik ...kendi yatağı olmadı, yanıma aldım bir yandan ya alışırsa korkusu, bir yandan o kücücük kollarını boynuma dolamasının keyfi karıştık öylece ama uyutamadım onca çabaya rağmen...koca yatakta dört döndük kocişi yatağın en kenarına dek iteleyerek, olmadı aldım yatağına geri götürdüm 5 te daldı hatun, rahat bir 8 e kadar uyur derken 6 da sanki tüm gece ayakta kalan o değilmişçesine full neşe kalktı ve kardeşini de uyandırdı...zaten biri ayaktaysa diğerine de rahat vermiyor ...sıkılıyorlar tek başına, ikizlerde bu hep böyle mi merak ediyorum...
tüm gün onlarla kahvaltıydı sabah uykusuydu öğlen yemeğiydi , öğleden sonra uykusuydu, akşam üzeri yoğurtları, baby tv zamanı derken akşam oldu...
en çok pim ve pimba'yı seviyorlar 2 küçük penguen, birde drago ile oliver baş kahramanlarımız onlar çıkınca çığlık kıyamet ortalık..baby tvnin tüm şarkılarını melodileri filan ezberlemiş durumdayım, hatta çıkış sırasını bile hatmettim kendimi bazen yemek pişiriken filan da o şarkıları söylerken buluyorum kaybettim kendimi hükümsüzdür durumları:)
baby tv'yi hepi topu 1 saat seyrettiriyorum fazla değil ve bende yanlarında anlatıyorum olan biteni öyle yapmak gerekiyormuş diye, kim kimdir ne yapıyor ediyor teke tek anlatıyorum, ama arada şu program akışını değiştirseler çok mutlu olucam
baby einstain cdlerini de hatmettik bitti sıkıldılar hepsinden yeni arayışlar içerisindeyiz...
neyse bu arada kapağı elimde kalan çamaşır makinasını tamir ettirdim..
bu ara evdeki elektrikli aletler kendi kendilerini imha sürecindeler , önce 3 lü priz gitti, ardından tost makinası derken çamaşır makinasının kapağı elimde kaldı benim arıza katsayım aletlere kısa devre mi yaptırıyor ne anlamadım...
sonra, evde kısa çaplı bir dolap temizliği yapıldı, 3 tertip çamaşır yıkandı
akşam kızların mamaları yedirildi, kadına teslim edildi uyutsun diye ...
yemek yerken hep ellerine değişik objeler verip oyalıyorum kadın da o arada besliyor başka türlü yemiyor hanımlar bu gün tahta kaşıklarla oynaştık...
uykuyu da kadına sattım çünkü benimle uyumuyorlar, daha doğrusu beni 1 saat süründürüp sonra uyuyorlar oysa yardımcı kadın yatırdığında 10 dakikada bitiyor mevzuu
dr. a sordum "seni oyun arkadaşları gibi gördüklerindendir" dedi ben bu özlük işleri kendim yapma çabasındaydım oysa ya, yokmuş pek önemi daha doğrusu ilk aylar önemliymiş ama artık başkalarının da onları besliyor ve uyutuyor olması diğer insanlara da güven duymalarını sağlarmış bir bilenler öyle diyor...
iyi, uyku işini de şimdilik böyle çözdük gittiği yere kadar artık...
saat akşamın 8'i olduğunda benim pilimin bitip yıkılmam lazım di mi?
hayır kocişi arayıp "sinemaya gitsek" diye tutturdum ,
"yaaa hafta arası ne sineması şimdi" lakırtılarına kulak tıkıyarak...
çıkışta da, gecenin 12 sinde kocaman bol nutellalı bir waffle mideye indirildi, bu durumda kalori hesabına vurunca, yarın yemem gereken tüm öğünleri tüketmiş durumdayım
biliyorum...
pişman mıyım?
hayır
hatta waffle'ı hazırlayan çocuğa nutellayı sürerken, "elini korkak alıştırma bol koy" demişliğim bile var kocişin dirsek dürtmelerini görmezden gelerek:)
eve dönerken "sen nasıl kilo vereceksin merak ediyorum, hani yasaktı sana çikolata tatlı" diye söyleniyordu...
bense yüzümde kocaman bir gülümseme, dudaklarımın kenarında kalan nutellaları yalamakla meşguldüm
ne doyumsuz bir zevk bu kardeşim ya
atın beni en derin nutella kazanlarında kaynayım
şekerim varmış kimene
At'ın ölümü arpadan olsun, benimki nutelladan...
eeee onca nutella yersen gecenin 3 ünde hala ayakta bu satırları döşer oluyorsun haliyle
yarın kadının izin günü ve yalnızım kızlarla
şimdi gidip uyumazsam kızlar yarın beni evin hangi köşesine döşeyecekler bilinmez
ama olsun değdi valla kendime geldim
ne olurdu yenilen her gr nutella 1 kiloyu yaksa filan
nefis olurdu nefissssssss
yaşasın Nutella kardeşliği ve kim bulduysa bu nimeti helal olsun...:)
27 Nisan 2009
Doyur-ma güdüsü...
Bu aralar ruhum bulanık yine...
Anne olmanın dayanılmaz ağırlığı belki de hissettiklerim
bir yandan dünya güzeli iki meleğimin varlığıyla dopdoluyum ama el ayak çekilince yine o bildik tanıdık yalnızlık hala başköşede
ve bitmek tukenmek bilmeyen özeleştiriler
tüm günü en baştan sorguluyorum sabah akşam
hangi insan evladı kendine böyle bir işkenceyi reva görür?
yoruldun tüm gün zaten debelenmekten yat uyu di mi?
hoş uykular da aldı başını gitti bu dumur haller karşısında
bir detaycılık , bir sorgu, bir işe yaramama hissi
bu ne yaa?
neden bırakmıyor peşimi anlamıyorum...
şu aralar artık işsiz güçsüz evde olmanın da verdiği bir bunalım sözkonusu aslında,zaten çıbanın başı da bu biliyorum, artık para kazanamıyorum ve üretemiyorum ya sözüm ona...
sözüm ona buna değil bana aslında, tek hedefi benim bu konunun
tek kendimi gagalıyorum arada en yakınımdakiler de alıyor nasibini...
eşim dostum "eee işlerin en zorunu yapıyorsun annelik kolay mı?" deseler de yetmiyor
ne çok alışmışım meğer sabahtan akşama iş hayatı koşuşturmalarına...
sanki evde farklı bir tempo yaşanan, daha da yoğunu hatta ne zaman akşam oluyor anlamıyorum...
sabah 6 da başlıyor günümüz kızların ilk çığlıklarıyla bazen kıkırdayarak uyanıyorlar bazen çığlık kıyamet...artık rüya da görmeye başladılar herhalde ya da hep görüyorlardı ama artık daha çok mu etkileniyorlar ne gece uykularında da ağlamaklı oluyorlar kimi zaman...hele geçen akşam üzerlerini örterken öyle bir hıçkırıyordu ki birisi uyanık sandım rüyadaymış meğerse...hep güzel rüyalar görseler keşke hiç kabuslar olmasa ama buna müdahale edemiyorum...
kocaman oldu bebeklerim...
artık birşeyleri anlatırken direk gözlerime bakıp dinlemeye başladılar hatta
öyle keyifli ki onları seyretmek
hergünümü daha iyi bir anne nasıl olurum diye geçiriyorum..
daha sakin
daha az telaşlı
daha anne
ve tüm sivri yönlerimi törpülemeye çalışıyorum kendimce
çünkü ben hala her yaptığımı sorguluyorum hergün herşeyi hiç bıkmadan...
bu kadarı da fazla belki hoşşş bazen sapıttığımı söyleyenler de yok değil bu hassasiyet konusunda...ama hassas olduğum aşırı hijyen içinde yaşamaları veya her zaman en dogru sekilde beslenmeleri değil aslında duygusal anlamda doyumlu, kendine güvenen güçlü bireyler olmaları sadece...
çünkü gördüm ki yeme-içme konusunda , ne yapsam da olamıyor hep istediğin şekilde, tam tersi canları birşey yemek istemezse günlerce sadece çubuk kraker ve yoğurtla beslendikleri oluyor yaptığım onca sebze yemeğinin yüzüne bakmaksızın...
bu geçişler hep yaşanacakmış diş çıkartırken vs, öğrendim de artık bıraktım ucunu ..
çünkü yemek yedirmeye çalıştıkça, yememelerine takıyor insan sonra bir bakıyorsun çocuklarla saçma bir savaş halindesin ve artık olay inada binmiş...
neyse ki çabuk görebildim de döndüm köşeden artık hiç takılmıyorum , evde yiyebilecekleri yemek hazırlanıyor ama istemiyorlarsa keyiflerine kalıyor iş...
doktorun demesi de o zaten, "obez olacaklarına, zayıf ama sağlıklı olsunlar" dedi en son dinledim sözünü...dinlemeliydim...
"siz kendi yiyemediklerinizi cocuklarınıza yedirmeye çalışıyorsunuz" demiş pedagog benim gibi bu konuyu takıntı haline getirmiş olan bir başka arkadaşıma...
düşündüm haklılık payı yok değil...
hem dünyadaki tüm çocuklar çok mu güzel besleniyor düşününce
ya hiç beslenemeyenler...
vazgeçtim deştikçe daha kötü hissediyorum kendimi çünkü
ve farkettim ki, evdeki yardımcı kadından daha güzel yiyorlar yemeklerini
içim sızlayarak yemek yedirme işini de ona bıraktım
içimin sızısı üzüntüden değil ego bunun adı
birileri benim yapamadığımı daha iyi yapıyor ya nasıl olur? demedim
hoşş yalan dedim başlarda ona da direndim
sonra açtım sordum bir bilene..."bu işleri bizzat annenin yapması gerekmiyor mu?" diye
"siz annenizin size ne yedirdiğini hatırlıyor musunuz? oysa size ögrettiği oyunları hiç unutmadınız, bırakın o işi başkası yapsın, siz oyun oynayın onlarla kaliteli vakit geçirin kitaplar okuyun" dedi doktor
ve kendi annemi düşündüm bizde bu tam tersi işlemiş, ben sadece yemekleri hatırlıyorum...koca kız olmuş artık lise çağlarındayken bile ne zaman kafam bozuksa annemin tek bir lafı vardır "birşeyler ye hiçbirşeyin kalmaz" hala da öyledir...
"anne canım sıkkın" "ye birşeyler geçer"
bugün hala mevcut kiloları veremeyişim ve yemek mevzusunu hayatımın merkezine oturtuşum da bundan belki..
"ev yemeksiz kalmamalı" evdeki diğer işler tam yolunda olamayabilir belki ama bir ev yemeksiz olmaz illa evde ne varsa az çok pişirilip kotarılacak..
bir doyurma güdüsü ki sonu yok...
hastayım ben, vallahi bak böyle yazınca çıkıyor bütün manyaklıklarım ortaya
zaten yazmayı bundan seviyorum, en çok kendi kirli çamaşırlarım dökülüyor ortaya terapi gibi gelişi bundan belki de...
yemekte takıldı kaldı mevzuu ama, son 2 aydır benim hayatımın da merkezinde takılıydı da ondan... bugün böyle anlatabiliyor olmam tamamen rafa kaldıramadıysam da en azından kızları kendi manyak obez ruhumdan sıyırabildiğim için yoksa bunu da yapamazdım da, bu kadarını başarabildim diye kendimi iyi hissetme gayretindeyim...
bu bölümü geçtim ve ben elimi çeker çekmez onlar da inatlarından vazgeçtiler
bakıyorum, kadınla gayet güzel yiyorlar yemeklerini tüm inatları bana karşıymış
hayatın her aşamasında öğreniyor insan aslında, yıllardır okuduğum kitaplarda neye karşı direnç gösterirsen, hayatının merkezine oturur mevzusu tekrar ediyor kendini
taa ki, görebilene dek
gördüğüm anda hele bir de kafam çalışır da idrak edersem bitiyor
etmezsem kendi kendimi yiyorum herşeyden ve herkesten çok
ama biliyorum bitmeyecek bu döngü bu detaycılık, bu sorgu...
işte böyle...
Anne olmanın dayanılmaz ağırlığı belki de hissettiklerim
bir yandan dünya güzeli iki meleğimin varlığıyla dopdoluyum ama el ayak çekilince yine o bildik tanıdık yalnızlık hala başköşede
ve bitmek tukenmek bilmeyen özeleştiriler
tüm günü en baştan sorguluyorum sabah akşam
hangi insan evladı kendine böyle bir işkenceyi reva görür?
yoruldun tüm gün zaten debelenmekten yat uyu di mi?
hoş uykular da aldı başını gitti bu dumur haller karşısında
bir detaycılık , bir sorgu, bir işe yaramama hissi
bu ne yaa?
neden bırakmıyor peşimi anlamıyorum...
şu aralar artık işsiz güçsüz evde olmanın da verdiği bir bunalım sözkonusu aslında,zaten çıbanın başı da bu biliyorum, artık para kazanamıyorum ve üretemiyorum ya sözüm ona...
sözüm ona buna değil bana aslında, tek hedefi benim bu konunun
tek kendimi gagalıyorum arada en yakınımdakiler de alıyor nasibini...
eşim dostum "eee işlerin en zorunu yapıyorsun annelik kolay mı?" deseler de yetmiyor
ne çok alışmışım meğer sabahtan akşama iş hayatı koşuşturmalarına...
sanki evde farklı bir tempo yaşanan, daha da yoğunu hatta ne zaman akşam oluyor anlamıyorum...
sabah 6 da başlıyor günümüz kızların ilk çığlıklarıyla bazen kıkırdayarak uyanıyorlar bazen çığlık kıyamet...artık rüya da görmeye başladılar herhalde ya da hep görüyorlardı ama artık daha çok mu etkileniyorlar ne gece uykularında da ağlamaklı oluyorlar kimi zaman...hele geçen akşam üzerlerini örterken öyle bir hıçkırıyordu ki birisi uyanık sandım rüyadaymış meğerse...hep güzel rüyalar görseler keşke hiç kabuslar olmasa ama buna müdahale edemiyorum...
kocaman oldu bebeklerim...
artık birşeyleri anlatırken direk gözlerime bakıp dinlemeye başladılar hatta
öyle keyifli ki onları seyretmek
hergünümü daha iyi bir anne nasıl olurum diye geçiriyorum..
daha sakin
daha az telaşlı
daha anne
ve tüm sivri yönlerimi törpülemeye çalışıyorum kendimce
çünkü ben hala her yaptığımı sorguluyorum hergün herşeyi hiç bıkmadan...
bu kadarı da fazla belki hoşşş bazen sapıttığımı söyleyenler de yok değil bu hassasiyet konusunda...ama hassas olduğum aşırı hijyen içinde yaşamaları veya her zaman en dogru sekilde beslenmeleri değil aslında duygusal anlamda doyumlu, kendine güvenen güçlü bireyler olmaları sadece...
çünkü gördüm ki yeme-içme konusunda , ne yapsam da olamıyor hep istediğin şekilde, tam tersi canları birşey yemek istemezse günlerce sadece çubuk kraker ve yoğurtla beslendikleri oluyor yaptığım onca sebze yemeğinin yüzüne bakmaksızın...
bu geçişler hep yaşanacakmış diş çıkartırken vs, öğrendim de artık bıraktım ucunu ..
çünkü yemek yedirmeye çalıştıkça, yememelerine takıyor insan sonra bir bakıyorsun çocuklarla saçma bir savaş halindesin ve artık olay inada binmiş...
neyse ki çabuk görebildim de döndüm köşeden artık hiç takılmıyorum , evde yiyebilecekleri yemek hazırlanıyor ama istemiyorlarsa keyiflerine kalıyor iş...
doktorun demesi de o zaten, "obez olacaklarına, zayıf ama sağlıklı olsunlar" dedi en son dinledim sözünü...dinlemeliydim...
"siz kendi yiyemediklerinizi cocuklarınıza yedirmeye çalışıyorsunuz" demiş pedagog benim gibi bu konuyu takıntı haline getirmiş olan bir başka arkadaşıma...
düşündüm haklılık payı yok değil...
hem dünyadaki tüm çocuklar çok mu güzel besleniyor düşününce
ya hiç beslenemeyenler...
vazgeçtim deştikçe daha kötü hissediyorum kendimi çünkü
ve farkettim ki, evdeki yardımcı kadından daha güzel yiyorlar yemeklerini
içim sızlayarak yemek yedirme işini de ona bıraktım
içimin sızısı üzüntüden değil ego bunun adı
birileri benim yapamadığımı daha iyi yapıyor ya nasıl olur? demedim
hoşş yalan dedim başlarda ona da direndim
sonra açtım sordum bir bilene..."bu işleri bizzat annenin yapması gerekmiyor mu?" diye
"siz annenizin size ne yedirdiğini hatırlıyor musunuz? oysa size ögrettiği oyunları hiç unutmadınız, bırakın o işi başkası yapsın, siz oyun oynayın onlarla kaliteli vakit geçirin kitaplar okuyun" dedi doktor
ve kendi annemi düşündüm bizde bu tam tersi işlemiş, ben sadece yemekleri hatırlıyorum...koca kız olmuş artık lise çağlarındayken bile ne zaman kafam bozuksa annemin tek bir lafı vardır "birşeyler ye hiçbirşeyin kalmaz" hala da öyledir...
"anne canım sıkkın" "ye birşeyler geçer"
bugün hala mevcut kiloları veremeyişim ve yemek mevzusunu hayatımın merkezine oturtuşum da bundan belki..
"ev yemeksiz kalmamalı" evdeki diğer işler tam yolunda olamayabilir belki ama bir ev yemeksiz olmaz illa evde ne varsa az çok pişirilip kotarılacak..
bir doyurma güdüsü ki sonu yok...
hastayım ben, vallahi bak böyle yazınca çıkıyor bütün manyaklıklarım ortaya
zaten yazmayı bundan seviyorum, en çok kendi kirli çamaşırlarım dökülüyor ortaya terapi gibi gelişi bundan belki de...
yemekte takıldı kaldı mevzuu ama, son 2 aydır benim hayatımın da merkezinde takılıydı da ondan... bugün böyle anlatabiliyor olmam tamamen rafa kaldıramadıysam da en azından kızları kendi manyak obez ruhumdan sıyırabildiğim için yoksa bunu da yapamazdım da, bu kadarını başarabildim diye kendimi iyi hissetme gayretindeyim...
bu bölümü geçtim ve ben elimi çeker çekmez onlar da inatlarından vazgeçtiler
bakıyorum, kadınla gayet güzel yiyorlar yemeklerini tüm inatları bana karşıymış
hayatın her aşamasında öğreniyor insan aslında, yıllardır okuduğum kitaplarda neye karşı direnç gösterirsen, hayatının merkezine oturur mevzusu tekrar ediyor kendini
taa ki, görebilene dek
gördüğüm anda hele bir de kafam çalışır da idrak edersem bitiyor
etmezsem kendi kendimi yiyorum herşeyden ve herkesten çok
ama biliyorum bitmeyecek bu döngü bu detaycılık, bu sorgu...
işte böyle...
17 Nisan 2009
Yine mi? Yeni mi?
Yasamimiz boyunca hep ayriliriz bir seylerden ve birilerinden...
ya bittiginden gitmesini isteriz ya bitmesini dusundugumuzden...
sigara,icki gibi kotu aliskanliklardan ya da artik bize aci veren ve hayatimizdan cikarmak istediklerimizden, en cok da sevgililerden...
ayrildigimizi soyledigimiz andan itibaren de bitti saniriz hersey.
hele etrafimizdaki ese dosta ve haberi olanlara da deklare ettiysek mevzuyu,
buyuk bir sukunetle soyleriz sanki tum yasanmisligi en derin sandiklarimiza gommuscesine...
`tam 3 gun oldu tek nefes icmedim` deriz mesela,
ya da `tek duble icmeyeli aylar oldu`
`gunlerdir konusmadik onunla, ne o aradi sordu, ne de ben tam 5 gundur ayriyiz artik`...
bilmedigimiz tek sey ise bu cevaplarda adi gecen zamanlardir aslinda...
saymaya basladiysak gunleri ve saatleri o is bitmemis demektir ve biliriz de, kendi kendimize bile soylemeye dilimiz varmaz tum hasmetiyle hayatlarimizda var olmaya devam ettiklerini ve olanca agirliklariyla en bas kosede oturduklarini...
henuz bir yere gidebilen de yoktur , bitebilen de...
her saate bir yenisini, her gune bir sonrakini eklemek kavusmanin gunleridir , artik yakindir tekrarini yasamak, ya da kaldigimiz yerden devam etmek herseye...
tum bu olan biten yeniden baslamanin olagan rituelidir sadece
ve biz hep biliriz her bitisin yeni bir baslangic oldugunu aslinda
tek bilmedigimiz neye basliyor oldugumuzdan ibarettir
asla da ogrenemeyecek oldugumuz iki soru...
Yeni mi?
Yine mi?
ya bittiginden gitmesini isteriz ya bitmesini dusundugumuzden...
sigara,icki gibi kotu aliskanliklardan ya da artik bize aci veren ve hayatimizdan cikarmak istediklerimizden, en cok da sevgililerden...
ayrildigimizi soyledigimiz andan itibaren de bitti saniriz hersey.
hele etrafimizdaki ese dosta ve haberi olanlara da deklare ettiysek mevzuyu,
buyuk bir sukunetle soyleriz sanki tum yasanmisligi en derin sandiklarimiza gommuscesine...
`tam 3 gun oldu tek nefes icmedim` deriz mesela,
ya da `tek duble icmeyeli aylar oldu`
`gunlerdir konusmadik onunla, ne o aradi sordu, ne de ben tam 5 gundur ayriyiz artik`...
bilmedigimiz tek sey ise bu cevaplarda adi gecen zamanlardir aslinda...
saymaya basladiysak gunleri ve saatleri o is bitmemis demektir ve biliriz de, kendi kendimize bile soylemeye dilimiz varmaz tum hasmetiyle hayatlarimizda var olmaya devam ettiklerini ve olanca agirliklariyla en bas kosede oturduklarini...
henuz bir yere gidebilen de yoktur , bitebilen de...
her saate bir yenisini, her gune bir sonrakini eklemek kavusmanin gunleridir , artik yakindir tekrarini yasamak, ya da kaldigimiz yerden devam etmek herseye...
tum bu olan biten yeniden baslamanin olagan rituelidir sadece
ve biz hep biliriz her bitisin yeni bir baslangic oldugunu aslinda
tek bilmedigimiz neye basliyor oldugumuzdan ibarettir
asla da ogrenemeyecek oldugumuz iki soru...
Yeni mi?
Yine mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)