13 Ağustos 2007

18.hafta, Mini ve Nosi'nin Amniyosentez serüveni

10 Ağustos Cuma günü nihayet Amniyosentez testimizi yaptırabildik. Sadece o olsa iyi bunun dışında başka bir testle daha tanıştık adı CVS imiş, anlatıcam detaylıca çünkü araştırırken, bu işlemleri yaptıran kişilerin deneyimlerini okumak öyle işe yaradı ki, belki bizim yaşadıklarımız da birilerinin işini kolaylaştırabilir...

Eskiden ne güzelmiş, hamile kaldın bekle 9 ay geçsin, doğurdun bitti ne doktor ne test vs.. annemi hatırlıyorum da, en küçük kardeşime hamileyken, babamın memuriyet yılları, Güneydoğu Anadoluda bir şehirde gölgede 45 derece sıcakta taşımıştı bizim süt danasını, zavallım suyun altına girer çıkar 5 dakikada tekrar girmek isterdi sıcaktan...

bu yüzden beni ne zaman sıcaklar daraltsa, onun halini hatırlayıp güç alıyorum.

Evet en küçük kardeşim yani ailenin Süt danası:) evde ve 4.5 kilo doğarak ailenin en tombalak üyesi ünvanına daha o gün hak kazanmıştı... Düzgün bir Hastane bile yoktu götürebileceğimiz evde ebe doğurtmuştu...sonra da 2 yaşına dek anne sütünü su gibi içmek suretiyle, şu anki gürbüz haline ulaşmıştı bizim hatun ve umarım benim kızlar da, en az teyzeleri kadar sağlıklı doğarlar ve aynı emme potansiyeli onlarda da vardır ...

neyse konumuz Amniyosentez...

Cuma sabahı stresli başladı haliyle, korktuğum amniyosentez'in işlemi değil olasılıkları ve bebeklere olan etkisiydi sadece...

Neyse ki, bu işin duayeni olan Prof.Dr.Atıl Yüksel yapacaktı işlemi ve gerçekten öylesine samimi bir insan ki, zaten daha görür görmez içinize sonsuz bir güven geliyor olacaklarla ilgili ve kayıtsız teslim oluyorsunuz...

Bende öyle yaptım...

Masaya yattığım andan itibaren işlemi anlatırken beni rahatlattı ve ultrasonla bebekleri incelerken, tüm stresim gitti olayın başında ta ki, birinin amniyosentez sıvısının diğerine göre daha az olduğunu söylediği ana kadar...

Öncelikle şu ana dek kendi doktorumuz bize hep çift yumurta ikizi derken, tek yumurta ikizi olabilekleri olasılığı da çıktı ortaya çünkü aradaki zar çok inceymiş ancak, bu haftalarda bunu anlamak zor olduğundan benim doktorumu arayıp tekrar teyitleştiler...

Ve çift yumurta ikiziymiş gibi düşünülerek işlem yapıldı...

Kızlardan birinin amniyosentez sıvısı ve konumu yeterli olduğu için, o hemen alınabildi.Çok da kısa sürdü ve gerçekten korkulacak birşey yokmuş sadece bir iğne batması acısı duyulan ve çok kısa bir sürede sıvı çekilip işlem bitiriliyor...

Esas 2.bebeğin işlemi beni biraz hırpaladı çünkü, onun sıvısının ilk bebeğe göre daha az ve plesantaya çok yakın olması sebebiyle amniyosentez yapılamadı. Bunun yerine plesanta dokusundan örnek alınması gerekti ki, bunu da ilgili testleri yapacak genetikçi kişiyi de çağırarak yaptılar, alınan örnek yeterli mi? değil mi? o an bakılıp ona göre işlemi bitirmek gerekiyormuş..

Bu işlem biraz farklıydı, yine bir iğne batışı ilk hissedilen ama, bu sefer keseye girmeden üst dokudan örnek alınması gerektiğinden, yaklaşık 35 kere iğneyi içeri dışarı hareket ettirerek o dokuyu almaya çalıştılar işte o aşamada, hem çok fazla hareket etmeden durabilmek, hemde hissettiğim acıya minimum tepki verebilmek için biraz zorlandım...

Derin derin nefes almak istediysem de, Atıl bey, ilk işlemde bunun sakıncalı olacağını, fazla hareket etmeden durmam gerektiğini söylediğinden, ikincisinde daha temkinli olmaya çalıştım..benim panik atağım var çünkü, çok heyecanlandığım zaman nefeslerim sapıtıyor ve panik atağım tutuyor, tam da zamanını buldu o gün ya neyse ki, garip bir şekilde kendimi test boyunca doktorun istediği gibi tutmayı başarabildim....

Ve 2.işlemden sonra amniyosentez çok daha kolaymış dedirtti gerçekten ama CVS'de çok abartılacak birşey değil aslında, nefeslerim karışmayıp daha sakin olabilsem eminim o kadar hırpalanmazdım. Hoş eşim soğukkanlılığıma hayret edip, "inanamadım o anki haline, ben seyrederken bile etkilendim" dedi...

Şimdi test sonuçları önemli olan, 2 hafta sonra herşey belli olacak tek yumurta mı? çift yumurta ikizi mi bu bebişler? sağlıkları, tüm kromozom yapıları tamam mı? vs.. herşey çıkacak ortaya ve güzel şeyler çıkacak biliyorum hiç kötü birşey doğmuyor içime...

sadece, eğer tek yumurta ikiziyseler küçük bir ihtimalde olsa, kan alışverişi dedikleri birşey oluyormuş ve bir bebek diğerinden daha hızlı gelişebiliyormuş bunun takip edilip, kontrol altında tutulması gerekirmiş...

bu nedir ne değildir? henüz bilmiyorum , umarım bilmek zorunda da kalmayız ve bebişlerin doğana dek yiyecekleri ilk ve son iğneler ve anne karnındaki etkiler bunlar olmuştur da, başka bir operasyon yaşanmadan sağlıkla doğarlar...

çünkü tüm o testler boyunca, tek hissettiğim onların ne halde olduğuyla ilgiliydi, kendi adıma canımın yanmasının vss. hiçbir önemi olmadı, sadece onlara olan etkisi daha fazla rahatsız etti ki, aslında hiç hissetmiyorlarmış olan biten işlemi ve bunu işlemin en başında da söyledi doktorumuz ama, işte annelik böyle birşey galiba, daha şimdiden benden çok daha fazla önem arz ediyor onlara ait olan herşey...

Bu yüzden, canım bebişlerim Mini ve Nosi, lütfen birbirinize iyi bakın ve tek yumurta ikiziyseniz bile şimdiden kanınızı , suyunuzu vss birlikte paylaşarak oluşturun nolur, bir daha böyle testler, operasyonlar gerekmesin hiç ve Süt Danası teyzenizi örnek alarak en az onun kadar sağlıklı ve güçlü bebekler olarak dünyaya gelmenizi diliyorum...

Ama onun gibi 4.5 kilo doğmanız gerekmiyor tabi yani, ikiniz 9 kilo edersiniz ve bende öyle bir yer yok, eminim yani açmaya da çalışmayın lütfen daha şimdiden kocaman olduk zaten, siz beklenen normal kilolarınızla ve sağlıklı bir şekilde doğmayı başarın, bana yeter tamam mı benim güzel meleklerim...

30 Temmuz 2007

17.hafta

Cumartesi günü doktor kontrolümüz vardı...

Bebişlerde herşey yolundaymış çok sevindim, sadece 1.5 kilo alarak geçen ayı bitirdiğim için doktorumdan "aferin" aldım...lokmalarımı sayıyorum resmen, bana kalsa, dağları taşları yiyesim var ayrı ama, bel bölgesindeki omur arızasından dolayı , en az kiloyla hamileliği bitirmem gerekiyor...

Vitamin takviyesi ve demir hapları verdi ve artık sadece su bile içsem bu mineral vitamin dengesiyle bebekler kendi gelişimlerine büyük ölçüde devam edebilirlermiş, bu yüzden abuk sabuk herşeyi yememin onlara zerre kadar faydası yokmuş, alındı anlaşıldı mevzuu zaten bişiy yediğim de yok.

İkizlerden birisi diğerinden 3 gün önce gidiyormuş gelişim açısından ve bu normalmiş ikizlerde bu tarz farklılıklar olabiliyormuş peki dedik...

günün en önemli haberi, Mini ve Nosi'nin cinsiyetleriydi ve öğrendik sonunda , ikisi de kızmış bebişlerin:)

sağlıklı olsunlar da başından beri bunu diliyorum...

ve tabii cinsiyetlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, isim arayışları da başladı...Babasına kalırsa , nerede acayip isim var bulup koyabilir ve tutturmuş illa iki isimli olacaklar diye, hayır dedim hiç taraftar değilim, bir isim ve bir soyadı nelerine yetmiyor...

çıkamadık işin içinden, kimse kimsenin söylediklerini beğenmiyor...

bu gidişle isimleri gerçekten Mini ve Nosi kalacak galiba:)

hadi hayırlısı...

Kırmızı Kart...

Şimdi, bu seçim sonuçları sonrası ortaya çıkan netice sebebiyle, bazı arkadaşlarımızdan yurtdışına kaçma planları duymaya başladım...Hatta bazıları ciddi ciddi Kanada Amerika vs..ülkelerindeki mevcut dayı, amca, teyze seçeneklerine göre, yerleşim planı hazırlamakta...

Hoş "arkadaşlarımızdan" demek yanlış çünkü, yok bir samimiyetimiz ve sahip oldukları fikirleri sebebiyle de asla olamaz zaten...

Pes diyorum haliyle,

Elbette seçim sonuçları endişe verici ve düşündürücü...
Neler umud etmişken, neticenin böyle çıkması da, son derece can sıkıcı ama, şu an artık yapacak birşey yok neyazık ki...bu yüzden, en azından bundan sonrası için olumlu senaryolar hayal etmekte fayda görüyorum...Aksi takdirde yapacak çok iş düşecek her birimize ve yaşadığımız ülkeyi, onurumuzu, Türklüğümüzü herşeyi müdafaa etmemiz dahi gerekebilir belki de...

ederiz de hiç sorun değil "muhtaç olduğumuz kudret,damarlarımızdaki asil kanda mevcut" nasılsa ama diyorum ya son derece olumlu hayaller kuruyorum ben kendi adıma herşey çok güzel olacak diyorum hepimiz için...

Anlayamadığım hiç bunları hissetmeden, kısa yoldan tabanları yağlayıp, herhangi bir ülkeye kapağı atmak isteyenlerin hali, nasıl bir kültürle ne şekilde yaşamışlar ki, böylesi bir rahatlık ve vurdumduymazlık içerisindeler ve ilk kaos ortamında, hiç bir meselenin içinde olmadan, doğup büyüdükleri bu memleketten arkalarına bakmadan kaçmak mümkün görünüyor onlara...

Nasıl oluyor da, gidecekleri o ülkeler her neresi olacaksa, kucak açmış onları bekliyormuş gibi emin bir kabul görme durumları var ki, eminim kalacakları sürenin ilk birkaç ayında bu koca bir dumura dönüşecektir...

Hadi diyelim ki, gittiler ve çok güzel bir şekilde o memleketlerde buradaki kaos süresini atlattılar ,yine eminim ki, ilk fırsatta dönmek isteyecekler çünkü yaşadığım sürece gezip gördüğüm yurtdışı memleketlerinde evet herşey daha düzenli, daha güzel belki ama, Türkiye dışında bir yerde yaşama hissi uyandırmadı hiçbiri...

hele Amerika'ya bedava green kart verseler gidesim yok zahmet etmesinler...
Uzaylılar ele geçirmiş gibi geldi bana, insanların robotik halleri ve korktum her an bir uçan daire beni de ışınlayıp, kafama bir çip takacak ve bende o mevcut vatandaşlar gibi şuursuzca yaşamaya başlıcam diye, ha birde yiyeceklerin hepsinde kesinlikle hormonun babası var hatta başka birşeyler de var çünkü bir lokma yesen şişmeye başlıyorsun ve içine ne koydularsa deli gibi yeme isteği uyandırıyor...

neyse bu konuda bu sözlerime karşı çıkıp "sen yaşamamışsın gezmeye gitmek farklı birşey" diyenler de çıktı zamanında ki, 6 ay kadar yaşamışlık üzerine bu kanıya varmıştım ya, olsun ben yine de almıyım buyurun tüm yeşil kartları siz paylaşın...

Bu tarz bir kriz ortamında kaçma planları yapan arkadaşlar sonra hangi yüzle bu Vatan'a ayak basabilecekler? bu salakça oldu pardon zaten giderken en yüzsüz maskeleri takıp gideceklerinden, dönüşlerinde de aynı maskeyi kullanmaları mümkün olacaktır...

Çok sinirlendim çookkk ve etrafımda yaşayan birilerinden de, dolaylı olarak bunu duyunca sadece dönüp şunu söyleyebildim...

Güle güle gidin arkadaşlar ama geri dönerseniz, ki eminim koşa koşa dönmek isteyeceksiniz, kapıda sizi bekliyor olacağım ve inanın dönüşünüz gidişiniz kadar sorunsuz olmayacak, tek başına dahi olsa size verecek baba bir tepki üretebileceğimden hiç kuşkum yok... hiç olmadı ben kendi adıma kocaman bir kırmızı kart göstereceğim haberiniz olsun...

hadi şimdi iyi yolculuklar...

19 Temmuz 2007

Tatilin böylesi...

Tek istediğim yüzmekti aslında , günlerdir hatta, haftalardır etrafımdakilerin başının etini yiyip durmam da bundan dolayı idi...

Deniz vaktim gelmişti benim ve tez yüzmem gerekiyordu...

Bu Deniz vakti çok fena , böyle gelince vapurdan atlayıp yüzme hayalleri filan bile kurabiliyorum...

hatta geçen sene bir gün,
"söyle açığa atlasam vapurun peşinden yüzsem" filan gibi salakça bir fentezi geliştirmiştim ki, birkaç sene önce aynı aşkla, kendimi boğazın engin sularına bırakıp, akıntıya kapılıp, sonrasında küçük bir çocuğun ördek yüzme lastiğiyle kurtarıldığım utanç dolu günü hatırlayıp kendime gelmiş idim:)

ama kesmez beni bu akıntılar çok daralırsam atlarım yine :)

hatta geçen hafta, Kivi ve Eylül'le , Otto Beyoğlu'nda laflayıp, yemek yemeğe uğraşırken, kafalarının son derisini kazıdığım o son dakikalarda ve hayata dair tüm şikayetlerimi sayıp bitirdiğimi düşünürken, aklıma Deniz ve yüzmek gelmişti de,

"haaa bir de acilen yüzmem gerek" demiştim:)
ve onlarda bana
"amann evet senin derhal yüzmen lazım" demişlerdi:)

Canlarım benim ,
dostluk böyle birşey işte,
başkası olsa alnımın ortasından 3.gözümü açardı hiç düşünmeden, o kadar kafa ütülemenin sonunda...
ama onlar büyük bir sabırla dinlediler, dinlediler ve tekrar tekrar anlatsalar da, değiştiremediğim en huysuz ve kötü huylarımı, yine sanki benim en güzel özelliğimmiş ve bununla yaşamamda bir sakınca yokmuş gibi koydular önüme...
bir insanı eleştirmeden ne halt olduğunu gösterme konusundaki becerileri inanılmaz:)
iyi ki, varsınız güzellerim, sizi çok seviyorum...

neyse işte Deniz ve yüzmek dedim ya, ee bir de gebenin önden gideniyim malum,

"fazla açılmadan ne tarafa gitsek?"

diye düşünürken yakın bir arkadaşımız,

"annemler Akçay'da oraya gidelim, hem yakın hem güzeldir" deyince, pek tarzım olmasa da, düştük yollara ve geçtiğimiz Cumartesi keyifli bir araba yolculuğu sonrasında gerçekten güzel ve biraz soğuk olsa da, oldukça temiz bir Akçay denizinin kollarına bırakabildim kendimi....

tarzım değil, dedim ya ben sevmem ailesel tatilleri...
bu konuda defaten yapılan denemeler göstermiştir ki, zaten 1 haftayla kısıtlı olan tatilde de, birileri anne ve babalık rolleriyle etrafta olunca, mevzuu tatilden çıkıp, aile kampı olayına dönebiliyor ve biz 40'lı yaşlarımızı yaşasak da, hala 40 günlük bebek gibi kabul gören, iri kıyım insan tayfası, bu anne-baba denklemiyle karşılaşınca ortalık karışabiliyor...

haaa, normalde 1-2 günlük birliktelikler diş sıkılmak ve ortamı onlara bırakmakla halledilebilirken, günler uzadıkça ve onların mevzulara karışma katsayıları arttıkça çekilmez bir hal alıyor ve "karanlık sokakta bağırarak uzaklaştı" cümlesi bir anda sizin için biçilmiş kaftan oluveriyor....

aile benim değildi ve bana karışan da olmadı aslında ama, yine de ortamdaki genel karışma durumları gerdi, göz altı kırışıklarımdan da bu vesileyle kurtulmuş olmam mevzunun iyi yönü...

ama herşeye rağmen, tatil genel olarak güzeldi, Akçay ,Ayvalık, Edremit çok güzel daha fazla keşfedilebilirdi, olamadı başka bir sefere olması umuduyla yarın ayrılıyor olacağız çünkü , ne yazık ki, bizi getiren arkadaşımızın evine hırsız girmesiyle:( tatil süresi bir nebze kesintiye uğradı..

Sağlık olsun, bu kadarı da, kafi gerdi zaten:)

Mini ve Nosi denizle tanıştılar, anneleri gibi suyu ve yüzmeyi seven çocuklar olmaları dilekleriyle, serin sularda doya doya olmasa da, bolca yüzüldü...

50+ plus filan yazan, güneşten koruyucu faktörlü kremlerle korunulduğundan, evden çıkmadan tatil yapmış gibi görünen, akça pakça halimiz muhafaza edildi...
kim demiş bronzluk güzel yaşasın beyazlık...:)

Biricik babişimiz yine, her ortama ayak uyduran, sorunsuz ve geniş ruh haliyle, kendi yörüngesinde takılmak suretiyle,
"dertsiz tasasız bir insan, nasıl tatilden keyif alır?" dersi verdi...
adamı nereye koyarsan koy, bir süre sonra kendi yörüngesine oturup, kaldığı yerden dönmeye devam ediyor, sinir bozucu ölçüde imrenilesi bir durum yahuu...

Gereksiz alınan eşyalar hiç kullanılmadan eve gitmek üzere paketlendi ki, bu duruma bir son vermem şart aksi takdirde, Mini ve Nosi geldiğinde ve ailemiz 4 kişi olunca tatile gitmek için tır tutmam gerekebilir...
bu konuyu çalışmaya ve sanal tatil bavulları hazırlanmasına karar verildi...

Umarım gelecek sene bebişleri de alıp, ailece en kalabalık tatilimizi yapma şansımız olur...nasıl olur? kafayı ne şekillerde sıyırırım bilmiyorum ama, tek bildiğim birileri benden önce çocukla tatil yapmayı becermiş ve becermekte onlardan kopya çekmek gayet mümkün:)

bekleriz arkadaşlar, emin olun hep birlikte çok eğlenebiliriz:)

"Yedi deliler, dokuz oturaklılar" kimdir?
gerçekten var mıdır? yoksa bu lakırtı bir hurafe midir?
hep birlikte öğrenebiliriz...:)

17 Temmuz 2007

Yalnızca Sitem...

Hamile kaldım kalalı yaşadığım, bunca fiziksel ve duygusal debelenme yetmiyormuş gibi, geçen hafta birde "işyerinde nasıl diskalifiye edilirsin ?" duygusuyla tanıştım...

hiç keyifli değildi...

çok da kızgındım ama, benim küçük bebeklerim daha dünyaya gelmeden,
beni sakinleştirmeyi başardılar sanırım...
en azından bir süredir, ne zaman birşeylere sinirlensem,
onların o meleksi güzelliklerini getiriyorum gözümün önüne ve gülümseyip sakinleşiyorum artık...

keşke daha evvel becerebilseymişim keyifli oluyor valla...

bu yüzden kızgın değil kırgınım buna sebep olanlara...

5 senedir çalıştığım o masayı, şunun şurasında zaten 1-2 ay sonra bırakıp gidecekken, yeni gelen arkadaşıma tahliye etmemi isteyip, bunu büyük bir duyarsızlıkla yaptıkları için kırgınım...

işleri devretmem için gelen arkadaşımla da, yok bir alıp veremediğim aslında,
bilakis, çok akıllı ve şirin birisi ve şimdiden sevdim...
sözüm ona değil zaten,
sözüm; büyük bir rahatlıkla ,

"sen diğer tarafa geçersin, o burada başlasın" diyenlerin ,
şu an içinde bulunduğum dönem sebebiyle artan duygusallığımı dahi, anlamadan sarfettikleri sözlerde...işyerinde anlamak zorundalar mı?
hayır elbette ama, ne biliyim işte, biraz daha arkadaşız sanıyordum yanılmışım...

"işleri arkadaşımıza devret, git" demenin başka yolu yoktu galiba
ve henüz bir yere de gittiğim yok,
benimkisi sadece geçici bir gidiş olacak ve ikizleri bakabileceğine inandığım birisini bulup, düzenimizi kurduğumuzda dönmek niyetindeyim...

kızgınlığımın 2.sebebi de buna bağlı ya zaten,

neredeyse 1 senedir,
"birisine daha ihtiyacımız var, tek başına işleri idare etmek gün geçtikçe zorlaşıyor" deyip durmama rağmen, yeni birisi alınmamışken,
hamile kalıp, biraz ağırlaşmaya başlayınca, o 1 senedir bulunamayan insan bulunup alındı anında...
çünkü artık heran gidebilirim iş ciddiye bindi değil mi?....

şimdi ,tüm hırsımı sevgili eşimden çıkarmaya gidiyorum,
çünkü bu olanları anlattığımda,

"ne yapsınlar canım, işler aksamamalı elbette öyle yapmaları gerekiyor , sen hiçbir zaman patron olmayacaksın işte bu duygusal bakış açın yüzünden" tarzı cümleler kurdu yani cami duvarına işedi, haberi yok birazdan olacak:)

evet benden asla patron olamayacak, olması da hiiiçç gerekmiyor,
birileri verdiğim kararlar sebebiyle, bu şekilde üzülecekse ve buna sebep olan istemesem de , "işler aksamasın diye" ben olacaksam, almıyım zaten..

benim tek derdim, kalan ömrüm boyunca da , insan olabilmeyi başarmak,

bu bana yeter,

sadece iyi bir insan olmak istiyorum bu kaddar basit,
mevcut tüm patronluk , patroniçelik sıfatlarını afiyetle paylaşabilirsiniz,
ben şimdi kocamın canına okumaya gidiyorum, duygusal bir sopa yiyecek:)

7 Temmuz 2007

13.hafta sendromu

13. haftamızdayız...
hatta bendeniz hafta içinde olanı biteni yazana kadar, 13 bitti de yarın 14.haftamıza giriyoruz bile...

Bulantılarımız da, geçti gibi ama, sinirden ve hormonal dengesizliklerden oluşan tahribat fena , umarım kısa sürede bu da geçer...

Geçen hafta gidilen doktor ziyaretimizde de, herşey yolunda geçti.
Birisi kuzular gibi uyuyup, diğeri bir saniye durmasa da, uyumlu bir ikili sergiliyorlar...

Kardeşinin onca debelenmesinden uyanmayan Mini Miskin olan, Nosi de azgınımız olacak belli ki, yandık...

Neyse sağlıkla doğsunlar bakalım, anlarız.

Ve birde 2'li test yapıldı.

Bugün de sonucu öğrendik ki, bebeklerden birisinde risk varmış ve her ikisi için de, amniyo sentez yapılması gerekiyormuş.

Biraz riskli bir uygulama ama bunun da üstesinden geleceğimize ve hiçbir sorun çıkmayacağına olan inancım tam..

Bunca sene sonra, çocuk sahibi olmaya karar vermiş böylesine çatlak bir anneyi,

en az onun kadar çatlak olan ve onları annelerinden bile heyecanlı bir şekilde bekleyen teyzelerini,

başta şaşkınlıktan sapıtsa da, şimdi onların gelişine hazırlık yapan ve bu sebeple sigarayı bırakmaya çalışan babalarını,

yani bu kadar meraklı bekleyeni, hayal kırıklığına uğratacaklarını hiç zannetmiyorum...

Belli ki, birbirlerinden de kopamıyorlar ki, birisi gelince diğerini de peşinden sürükledi bu dünyaya doğru...

işte bu yüzden de eminim, birinin diğerinin gitmesine izin vermeyeceğine...

ve ben de sizin gitmenize hiçç izin vermek niyetinde değilim, bu yüzden olumlu düşünmeye devam ediyoruz

ve hadi bakalım...
bu amniyosentez hödöbödösünü de atlatıp, sağlıklı bir şekilde elele tutuşup gelin...

sizi bekleyen çok keyifli bir kalabalık var burada:)

emin olun çok eğleneceksiniz çokkkk....

2 Temmuz 2007

Çekmişim yasasını kime ne?

Çekim Yasası ve The Secret kitapları hakkındaki rivayetler muhtelif ,
bazı yazarlarımız, eleştirirken yerden yere vuruyor, bazılarıysa yere göğe sığdıramıyor bir hal içersinde...

ben kendi yolumdayım her zamanki gibi,
yazar da değilim zaten öylesine yazıyorum sadece ve öyle herşeyi de hemen eleştirmeyi sevmem...

iki kitapta da okuduğumda , gülüp geçtiğim pasajlar da oldu belki ama, yine de, işime gelenleri ayıkladım...

hayata geçiyor mu? geçmiyor mu? komik bir oyun eşliğinde deniyorum hepsini...
hemen yarın 777 milyarı hesabımda görsem nefis olur elbette ama, olsun hayaller de güzeldir kurmasını bilene...

ve bu kitapları,
ne yazanlarla,
ne de yayıncısıyla hiçbir akrabalığım ve herhangi bir avukatlık sıfatım yok ama,
kitapları yerden yere vurup,
hayal tacirliğiyle suçlayıp,
sahte dünyalar hayal etme saçmalığı yaratmasıyla, eleştirenlere bir çift lakırtı edesim var ...

evet arkadaşlar,
bizim gibi küçük de olsa, birşeylere inanmaya ihtiyaç duyanlar var
ve biraz sessiz sakin olursanız biz hayalperestler sizlere aptalca da gelse, kendi hayal denizlerimizde yüzmek niyetindeyiz...
yorulursak dururuz ama şu an yüzmek istiyoruz hava sıcak...

ve biz inanmayı seçenleri ,
"zavallılar, hayatta inanacak tutunacak başka hiçbirşeyleri kalmamış olanlar"
diye niteleyen sizler,

ölümüne 2 ay kalmış hastasına ölümü müjdeleyen doktor gibi davranmayın rica ederim,
tam tersi,
"hiç birşeyiniz kalmadı iyileştiniz, nefis bir hayat sizi bekliyor " diyen doktorlar gibi olun , belki hayata tutunmasını sağlarsanız...ha gerçekten ölecekse bile, zaten bu çabanın ve küçük yalanın kimseye bir zararı yok...

ve lütfen kendi hayatlarınıza da, dürüstçe dönüp bakın,
bir tek kez olsun, gerçekten dilediğiniz küçücük bir şey dahi,
çok kısa sürede gerçekleşmedi mi? sizi dünyanın en güzel elma şekerini bulmuş çocuk gibi gülümseten.

"Hiç böyle bir an hatırlamıyorum " diyenlerdenseniz işte şimdi çok üzgünüm ki,
siz zaten belki de, etrafınızdaki birçok gerçekliğin de farkında olmadan yaşayanlardansınız....

Kısacası, pek kısa olamadı ya neyse ...

hayatlarımızda ve yaşadığımız dünyada bunca saçma sapan şey yaşanırken,
birileri varki, Yüzüklerin Efendisi filmindeki, Elflerin diyarına inanmak isteyip arada kaçıp orada bir soluklanmayı dahi hayal edebiliyor...
evet bu kadar kafayı yemiş olabiliriz ama yok kimseye zararımız...

ne zamanki, Taksim meydanından bir otobüs kaldırıp, üstüne
"Elf'lerin diyarına gider" yazarsak o zaman endişelenmeye başlayın isterseniz ya da, bence siz de atlayın otobüse

kimbilir belki de gidiyordur ve belki de bir yerlerde,
hiç silahların ,savaşların olmadığı, çocukların ölmediği, açlık gibi saçma bir rezaletin yaşanmadığı bir yaşam vardır da, o otobüsün son durağı da orasıdır belki...

şimdi de ,
bir tek kez olsun,
hiç kurmadıysanız da, öyle bir dünyanın hayalini kurmayı deneyin ,
belki olurya, aynı anda aynı hayali kurmamızla frekansı tuttururuz da,
hepbirlikte Cennet kanalından yayın yapmaya başlarız hayata..

fena mı olur?

deli gömleğiyle gelenler zahmet etmeyin , beni bulamazsınız....
şu an başka bir hayal dünyasına ışınlanıyorum başka zaman beklerim,
haaaa gömlek de pembe olsun lütfen en sevdiğim renklerdendir kendileri,olmazsa oynamam...
ve bir de, onyüzbinmilyon baloncuklu gazoz istiyorum:)

öpüldünüz gıdınızdan, gıdıklandıysanız söyleyin bir daha öpmeyis:)

29 Haziran 2007

bir hareket bir hareket:)

henüz 12.haftamız ve bu kadar çabuk hareket ettikleri belli olmazmış aslında ama benim daha şimdiden, içimde kelebek dokunuşu gibi bir hareketlenme başladı sanki...

ya 2 tane olduklarından, şimdiden başladılar kendilerine daha uygun bir açmaya ya da, ben biraz erken hissetmeye başladım hareket ettiklerini bilmiyorum...

tek bildiğim,geçen yıl hamile olan bir arkadaşımın gebeliğinin sonlarına doğru karnındaki tüm hareketleri neredeyse dışardan seyretmek mümkün olabilecek hale gelmişti...

hatta birgün toplantıda, konu dağılmış, tüm gözler onun kocaman karnındaki hareketlere kilitlenmiş bir halde kalakalmıştık ki, tek bebeğin yarattığı o hareketi düşünüp ikiyle çarpınca, sadece gülümsüyorum ve hamileliğin tadını çıkartmaya devam ediyorum...

bir arkadaşım, "tamamen psikolojik " dediyse de ben ısrarla onları hissetme gayretindeyim...

başlardaki korkularım tamamen geçmemiş olsa da, artık daha sakinim galiba
ve en güzeli de bu belki nasılsa doğduklarında neler olacağını hep birlikte yaşayacakken şimdiden tasalanıp şu günlerde hissettiklerimin de tadını kaçırmamalıyım:)

diyorum demesine ama, bir yandan da ikiz bebeklere bakan bakıcı bulmak ne kadar zormuş diye düşünmeye başlamadım değil , araştırdığım kadarıyla ikiz bebek bakmaya pek gönüllü olan yok memleketimizde ve hatta yurt dısından gelenler arasında da:(

neyse ne demiştik daha vakit var bunları daha sonra düşünürüz...

hem yarın doktor randevumuz var bebişleri görmeye gidiyoruz:)

şimdi hissettiklerimizin tadını çıkartma zamanı

çünkü gerçekten keyifli...
değil mi:)

10 Haziran 2007

Mini ve Nosi

Biz artık 3 kişi dolaşıyoruz ortalarda, 1 değil 2 bebiş varmış ve ben ondan böyle durdurulamaz bir hızla şişiyormuşum.

Geçen Cumartesi doktora gittiğimizde, kalp atışlarını duymaktı amacımız ve bu sefer babamız da bizimle geldi.

Bir önceki dr.kontrolüne gelmemenin acısı burnundan fitil fitil getirildiğinden 2.bir işkence yaşamak istemedi haliyle, akıllı çocuk...

ve doktorun ultrasonla bakarken,

"evet birisi burdaaaa" sözleriyle,

"nasıl yani 2.cisi de mi var?" şokkkkkkkkkk
2 bebiş varmış, çift yumurta ikizleri hemde:)

çok sevindim çokkk......
başıma gelecekleri sonradan idrak etsem de, o an inanılmaz sevindim çünkü, sabah evden çıkmadan,

"umarım şu hamilelik rahat geçer de, sana bir kardeş doğurmayı göze alabilirim Minnoş'um" diyordum bebişe...

evet adını Minnoş koymuştuk ama, şimdi durumlar değişti tabii...
2 tane olunca, ilk iş ismi paylaşmakla başladılar...
ve babaları ilk şoku atlatıp, sağ gözündeki seyirme geçince,
"şimdi Mini ve Nosi oldu bunlar yahuu" dedi...

evet artık bir Mini'miz birde Nosi'miz var:)
umarım tüm 2'li 3'lü test engellerini geçip, sağlıkla doğmayı başarırlar..

Ben, bu arada başıma neler geleceğini henüz düşünmek istemiyorum,
belli ki, ikiz bebek olunca, şakülüm iyice kayacak ve göğüslerim arkadan fiyonk yapacak kıvama gelmez umarım ama, du bakalım başımıza neler gelecek:)

Mini ve Nosi bir gelsin kozlarımızı paylaşırız elbet:)

1 Haziran 2007

Bir Gebe'ye asla söylenmemesi gereken sözler...

Çok sinirliyim çokkkk...


zaten hormonlarımın her biri bir yerde, neler yapıp bu mide bulantılarına, inanılmaz kokular almama sebep oluyor belli değilken, birde bir kısım hemcinslerimin,
"kilo mu aldın sen?" tarzı sözleri oldukça baştan çıkarıcı ...

öyle ki, saçı başı yolup, kafa göz girme etkisi dahi yaratabilecek nitelikte,

hayır normal şartlarda severim de kendilerini ...

yoktur herhangi bir husumetim ...

ama bir Gebe'ye bazı sözleri söylememek gerekiyor arkadaşlar

"kilo mu aldın sen?" ile başlayan tüm cümleler de bu sınıfa dahil...

ilerde başka neler bulacağıma bakarız şimdilik böyle ...

bende hamile kalmadan önce bu denli özenli değildim belki ve normal şartlarda kilo alan arkadaşlarıma,
"aman dikkat et aldın başını gidiyorsun" diyebiliyordum ama, bu denli bodoslama bir cümle de kurmadım hayatım boyunca yahuu ve bundan sonra da hamile arkadaşlarıma karşı daha dikkatli olacağıma söz veriyorum...

tekrar söylüyorum,
bu sözler, hele hele hormonal dengesi ve ruhsal durumu da belirsiz olan bir hamile insana edilecek lakırtı değildir...

son derece tehlikeli geri dönüşleri olabilir ...
aman dikkat diyim ben size yanii

"hayır canım ağır hamileyim ,
biraz ağır geçecek gibi,
sabah- akşam kilo ayarı terazide bile sapıtık çıkmakta,
ciddi ödem söz konusu,
haaa bir de gaz var ki , o konuya hiç girmeyelim istersen"
ile başlayıp giden öyle bir laf cümbüşünün altında kalırsınız ki,allah korusun...

bakın, anne olmuş olanlarımızı izleyin, onlar son derece temkinli lakırtılar ediyorlar...
neden?

bizzat aynı yollardan geçmiş oldukları için ,
aynı sinir bozuklukları, sabah bulantıları,
ne idüğü belirsiz acayip kokularla savaş hali,
vücutlarındaki ilginç değişimlere alışma süreci vsss...

zaten yeterinca acayiplikle uğraşırken,
tek desteğimiz olan siz arkadaşlarımız da bizi zıvanadan çıkartırsa, vay halimize...

neyse kısacası,

ben kilo almadım tamam mı?
sadece hamileyim ve vücudum ödem yaptı o kadar ...

bir süre sonra hep birlikte şu yazdıklarımla dalga geçebiliriz ,
şu hamilelik sürecine bir alışıp atlatınca ama şimdi , neymiş ?

18 Mayıs 2007

Bütün kızlar toplanamadık...





Dün akşam Eylül ve Kevebek'le Ortaköy'deydik.
Bebişin gelişini kutlamaktı toplanma sebebi , hoş pek organize olamadık yer vs. açısından ama, bizi dağın başına da koysalar sadece yarım saat sohbet etmek mümkün olsa dahi, sohbetin tadına doyum olmuyor.

Ki, ekipte eksiğimiz vardı.Yiğit ve annesi yoktu mesela ama en kısa sürede hep birlikte toplanabiliriz umarım. Bebişler çoğaldıkça birlikte organize olmak zorlaşıyor:)

Ve Defnoş ve Yasmin bücürlerini de ektik , artık ektik diyorum çünkü, henüz Defnoş olmasa da, Yasmin bir birey olduğunun farkında, sadece annesinin adını telaffuz edince, hemen kendisini de ekliyor.

En son annemlere giderken Eylül'e,
"annem çok sevindi senin de geldiğini duyunca" gibi zalak bir cümle kurdum,
Yasmin hemen,
"benim geldiğimi de söylemedin mi?" demesin mi?
eşşekten düşmüş karpuza döndüm:)binbir özür dileyerek düzelttim dilim döndüğünce de dilim o dakika nereye döneceğini şaşırdı valla:)

Oysa kızlar küçükken sanki, sadece anneleriyle anılırlar ya hani,
sadece annesinin adını söyleyince sanki o kızını da kapsar.
Ya da, belki bizim gözümüzde hep bebiş olduklarından , es geçeriz bu süreci ama, bizimki artık genç kız olma yollarına çıkmış durumda:)
ismini anmadan sohbet edersen hiç şansın yok...
çok da güzel küsüyor benim güzel prensesim:)

küçük prensesimiz Defnoş ise allahtan henüz olayın farkında değil ama, o da dillenmeye başladı yandık yakında:)

Çok keyifli bu bücürlerin büyüme evrelerini izlemek yahuu:)

Ama bazen onların curcunasından uzak , sakin sohbetlere de ihtiyaç var.
Şansımıza hava nefisti, yemek kötünün iyisi denebilir ama, sohbetin lezzeti hepsini kapladığından alınan keyif muhteşemdi...

Eve dönerken düşündüm de ,son 15 senedir acısıyla tatlısıyla bir sürü anı biriktirmiş, neler yaşamışız birlikte...

kevebek'le ilk eve çıkışımız geldi gözümün önüne önce,
cebimizde 3 kuruş para ile tüm dünyaya kafa tutan deli bir cesaretimiz vardı o günlerde ...

hoş hala eksildiğini düşünmüyorum, darda kalınca aşamayacağımız engel yok bence.

Sonra Eylül'le daha yeni tanışmış olmamıza rağmen, o zamanlar hayatımı zindan eden erkek arkadaşı sorunlarını sabaha dek anlatıp, ağladığım ve onun tüm desteğiyle beni teselli ettiği o geceyi hatırladım...

ve sonrasında yaşadığımız evlilikler, ayrılıklar, bebişler, bayramlar, bütün kızlar toplandık günlerimiz, gecelerimiz daha milyonlarca güzellik ve biliyorum ki,
bundan sonrası için de, çok daha güzel ve mutlu günler bizi bekliyor ...

Ben çok zengin bir kadınım, hayatımda çok ama çok sevdiğim ve sevildiğimi bana çok güzel hissettiren böyle güzel dostlarım ve arkadaşlarım olduğu için ...
iyi ki, varsınız canlarım ...
AAAA VAA VUUU

16 Mayıs 2007

Artık anne olmak günü gelmişse zamandan dırınınınınınınımmm:)

Kim derdi ki, ben de bir gün anne olmaya karar verebileceğim yahuu,
hoş hala da tam verebilmiş değilim ama bir yandan da 5 haftalık anne adayıyım...

pek keyifli, pek garip, pek korkunççççççççççççç......

bu saçma sapan sözleri söylerken, çocuğumun kulaklarını kapatıyorum duyup da istenmediğini sanmasın diye, öyle birşey yok çünkü elbette isteniyor, sadece onun annesi hiçbir zaman ne istediğini tam bilemedi hepsi bu ...

hatta bu sebeptendir ki, öğlen yemeği sipariş ederken bile saatlerce karar veremediğinden obez olmuştur ...

ayakkabı alırken, seçemeyip birkaç rengi birden aldığından, sonrasında
" lüzümsuz alınan ayakkabılar evin erkeğinden itina ile nasıl saklanır? " konusunda ihtisas yapmıştır... daha da bir sürü bu tarz saçmalıklar yaptığına defaten tanık olunmuştur... bunları geçelim

saçmalamayı kesip, şu ruh halimle barışık yaşamayı öğrenmem lazım farkındayım ama henüz bende çok küçüğüm yahuu , yani yaş olarak değil de, duyguyla karşılaşıp sindirme bakımından...

henüz gardımı alamadım , bir alsam zaten gözünün üstüne bir tane indirip rahatlıcam ben bu duygunun hepsi bu...

bu vahşet hali de birkaç gündür var , pek hayırlı da değil ya, geçecekmiş regl olamadığımdan atlatamamışım... biran evvel atlatmam da tüm etrafımdakiler ve kendim adına fayda görüyorum aksi takdirde, işyerindeki arkadaşlardan masum bir iş isteyeni dahi, maket bıçağı ile doğrama potansiyeline sahibim özellikle iş arkadaşlarımca biline...

haa bir de tabii ki, sevgili eşim tarafından 23254545 kere bilinmesinde sonsuz fayda görüyorum, çünkü şu ara uçan uçamayan kuşdan , yürüyen karıncadan herşeyden o sorumlu, ve evet sabah ayakkabımın bağının kopmasından da o sorumlu sorumlu kişi o....yakında sorunlu sorumlu da olabilir:) ay manyak anne prototipi

birde herkesi ve herşeyi Çilek görüyorum ama, bu aşerme filan değilmiş...
"seninkisi kocaman bir Çilek şımarıklığı "
dedi işyerimde evvelden doğum yapmış olan bir bilir anne kişi:(
daha aşermem için erkenmiş aman canım çekmiş de olabilir ne varr...

sabah ve akşam üzeri bulantılarını da saymıyordum şimdiye kadar artık saysam fena olmayacak... hele hele akşam üzeri servise binmeden evvel trafiği görmezden gelip, müziğin sesini açtıysam ne ala yoksa, boğaz köprüsünün üzarinden yürüyerek karşıya geçesim var....hamilelik ve panik atak bir arada hiç iyi bir çift oluşturmuyorlar, derhal boşanmaları lazım...

neyse ki, pek uzun dayanamayıp sızıp kalıyorum çünkü artık, Uyku'nun başka evrelerini keşfediyoum ...Büyük harfle yazdım tabii yaranabilmek adına, UYKU'yu bunca zaman nasıl küçümsediysem yuh bana, şu ana dek ettiğim tüm kusurları affettirme gayretindeyim artık...

evvelden gecenin 2-3'ünde yatıp, sabahın 6'sında zıplayarak kalkan ben şimdi, akşam 20-21:00 deyince çoktan sızmış olup, saat 06:00'da kalkabilirsem kendimi şanslı sayıyorum ama ne yazıkki, sabahın köründe taciz edilen bizim yakada oturan şirket çalışanları için aynı şanstan bahsetmek zor:)

"uyuya kalan hamileleri toplama servisi" diye yeni bir servis işletmesi açsa birisi vallahi köşeyi döner benden çok vardır eminim...

Daha çok minik bir bebiş olduğundan herkese söyleme nazar değer düşer dediler, ya da nazar değmez belki ama düşerse ve herkes sorarsa kendini kötü hissedermişsin eminim ki öyledir ama , ben hamile olduğumu anladığım anda bunu tüm evrenle paylaşmak istedim ve sanırım becerdim de, hatta sağır sultan yetmemiş, kulaksız giyo bile duymuş ...kulaksız giyo bizim arnera gezegenindeki ufaklık çok şirindir:)

uydurmuyorum yahuu bunlar benim galaktik kahramanlarım :)

hem annem küçük kardeşim düşsün diye bir ağaçtan atlamadığı kaldı düşmedi...bu bir ölçü değil elbette zaman değişti ve şartlar herşey çok farklı artık ama umalım ki, düşmesin benimle ve henüz baba olma travması yaşayan ve
"şimdi benim hayatımda neler değişecek ki" diye dolanan babasıyla yaşayacağı kimi zaman komik, kimi zaman garip ama, çok çok sevgi dolu hayatını yaşamak için doğabilmeyi başarsın...

hani bir film vardı Julia Roberts 'la Richard Gere oynuyordu, Runaway Bride diye orada nefis bir evlilik teklifi vardı çok beğendiğim, ben onu biraz bebişime uyarladım...

Sevgili bebişim,
Sana güneşin ilk ışıkları kadar kusursuz ve aydınlık bir dünya verebilecek miyim? bilmiyorum ama inan bana denicem...

Sen ağlayıp huysuzluk yaptığında , beni sabahlara kadar uykusuz bıraktığında dahi, seni büyük bir hoşgörü ve sevgiyle sakinleştirip, uyutmak için elimden geleni yapacağımdan hiç şüphen olmasın...
umarım ağlama sebebin uykusuzluktan mosmor olmuş gözaltlarımı ve şiş yüzümü görüp anneni tanıyamamandan kaynaklı değildir...öyleyse uyu da ikimizde güzelleşelim canikom ,aksi takdirde daha tanınmaz hale gelebilirim :(

seni besleyip büyütebilmek için, en güzel ve keyifli yiyecekleri hazırlamak istiyorum elbette ama, bu huzurlu geceler geçirip uyumama izin verdiğin sürece mümkün olacak aksi takdirde, ailece açız haberin olsun ve umarım mamalarının tadı kötüdür, yoksa obez 1 hatta 2 ortağın olabilir adı anne - baba olan:)

Kimi zaman kızıp, elime geçen terliği sana isabet etmeyecek şekilde fırtalabilirim bu seni sevmediğim anlamına gelmiyor sadece, başkaları tarafından fırlatılabilecek daha büyük terliklerden kaçmanı sağlamak için pratik yapmanı istediğimden:)koca bir şaka elbette ama pratik açısından önemli olabilir...:)

Evin büyük çocuğu olan babanla ittifak kurmak suretiyle, oluşturacağın yaramazlık senoryalarında, baba bir dayanağın olduğuna güvenme gafletine düşme sakın, sonrasında uygulanacak cezalarda elimden kurtulmana yardımcı olamayacak... bu yüzden her zaman benim yaramazlık senaryolarımı tercih etmende fayda görüyorum...

Hayatın boyunca vereceğin kararlara saygılı olmak istiyorum ama, sen yine de ilk başlarda alıştıra alıştıra yaşat bu durumları olur mu? Tencere kapağından uçan daire fikrini beğenmememin ve o anki dumur halimin bir açıklaması vardır elbet ... amacım asla senin yaratıcılığını baltalamak değildir şoktayımdır sadece geçer...

En kocaman öptüğün, en sıkı sıkı sarıldığın ben olmalıyım , aksi takdirde başına gelebilecekleri babana sor o anlatsın, kıskançlığımın hışmından nasibini almak istemezsin...

tu bi continyu........

Aman doktorrrr canım cicim doktorrrr derdime bir çare.....

İstanbul, 11 Mayıs Cuma,


Şapşalın Seyir defteri Episode II

Bugün hamileliğimi öğrendiğimin 3.günü bebiş için büyük, benim için henüz çok küçük bir adım hala en zalak halimle bakıyorum dünyaya....

İşyerinden izin alıp doktora gittim, kaç milimetre olduğumuzu öğrendik ki, bu kese ebadımız.Daha bunun içinde yer aldığımız düşünülünce, pek miniğiz ve şu anki kesin olmayan sonuçlara göre 4-5 haftalıkmışız:)ayy kıyamam pek minik ayoll

2 Haziranda kalp atışlarımızı duymaya gideceğiz ama o kalp atışlarını dışarıya duyurabilmek için yaptıkları her neyse bebiş rahatsız oluyormuş, doğru mudur acaba? anlamsız geldi ama, bir bilen anneye ve doktora sormak lazım...

artık,
* X-ray kapılardan geçmem yasak

* sigarayı duyduğum anda bıraktım zaten, nasıl becerdim hala hiçbir fikrim yok.
Ne görev bilinci varmış bende kardeşimmmm , pehh pehh du bakalım ne kadar sürecek?ay şaka yapıyorum tamam tamam sürecek işte aaa gelmeyin üstüme

* bir de, kahvenin içine baileys katıp keyif yapma şeyimis vardı, o da gitti elden hatta, hem kahve hem baileys gitti yasssaakkk :(

* şu 3 ay çok fazla kilo alırsam, doktorum tarafından tepelenme riskim var,bu sebepten dengeli bir beslenme , sağlıklı yiyecekler ,bol süt ürünleri ve sebze vs.den oluşan sıkı bir yeme-içme dersi aldım.

* folik asitimizi , zaten parçalı bulutlu da olsa, 2 aydır içiyorduk, şu andan itibaren düzenli hergün içmemiz gerekiyormuş ...

her işte var bir hayır, geçen 2 ay boyunca şu folik asiti unutarak içmemde de varmış, çünkü geçenlerde bir arkadaşım, kimdi hatırlamıyorum herkes birşey söylüyor bu ara sağolsun bende can kulağıyla dinliyorum ama karışıyor kim olduğu.

" folik asitin yumurta tabakasını sertleştirici etkisi sebebiyle, zaten hamilelik öncesinde aralıklı kullanımı gerekiyordu sen bilmeden yapmışsın" dedi.

he wallaaa, tamamen sarsaklığımdan yani o ara görev bilincim gelişmemişti henüz...

Benim Haşimato diye bir hastalığım var ve bu hastalık yüzünden çalışmayan metabolizmamı tetiklemek için , Doktor takibinde kullandığım ,Zelium diye de bir ilaç vardı.

Neyse yine 2-3 hafta önce ben artık şu ilacı da içmesem diye onu da bıraktım.
Seviyeli olarak tabi , çok seviyeli bir ilaç :P aynen antidepresanlar gibi, öyle küt diye bırakamıyorsun. Önce miligramını düşürüp, sonra gün aşırıya, 2 günde 1 'e filan inip öyle bırakabiliyorsun...

işte bu da işgüdüsel idi biraz çünkü, hamilelikte kullanılmaması lazım ve doktoruma bebek çalışmalarında oldugumu söylediğimde "hamile oldugunu öğrenince hemen bırakırsın" demişti.

uzun lafın kısası demek için çok geç yine çenem düştü ama,
bence bütün kadınlar doğuştan anne zaten, hamilelik öncesi folik asiti içerken sarsaklık filan yaptığım durumlar da var elbet ama, Zelium ilacını bırakışım,geçen haftalarda sigarayı bilmeden az içişim, içki içerken abartmayışım tamam alkolik değiliz ama şarabı görünce şişenin dibinin de görmeden rahat etmeyiz normalde :) yani işte kısacası hamileymişçesine bazı şeylere dikkat etmekteki temel sebep bu içgüdüler belki de....

belki de değil kesinlikle öyle...

ve hamilelik testinin sonucunu gördüğüm anda, kocaman bir dilek diledim.

dedim ki,

Şu an bebeği olsun diye uğraşan ve hatta bu yüzden maddi, manevi çok büyük zorluklarla karşılaşan tüm anne olmak isteyenler, şu an benim gördüğüm bu 2 pempe çizgiyi görüp sevinsinler.... bebek isteyen herkes o andan itibaren bu dileğine ulaşsın.

Ha ama bunu dilerken benim testteki olumlu sonuç 2 pempe çizgiydi ,şekil buydu ama yanlış olmasın ,hani başka testte o 2 çizgi hamile değilsiniz anlamına geliyorsa sayılmaz:)

ANNE OLMASAYDIM EĞER...

Aşağıdaki yazıyı, çok yakında anne olacak olan bir arkadaşım gönderdi şimdi, her kim hazırladıysa, ellerine sağlık pek beğendim ve sizlerle de paylaşmak istedim.Bana gelen mailde yazar yoktu bilen varsa söylesin ekleyivereyim:)


TÜM ANNELERE VE ANNE ADAYLARINA

Anne olmasaydım eğer…


Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim.

Tatile gitmek için saatlerce uçtuğum yerden “anni” diyen sesten başka hiçbir güç iki günde beni geri döndüremeyecekti.

Hamileliğim esnasında 80’li kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım.

O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kağıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim.

Kan yapsın diye dana dili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç.

Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim.

Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım.

Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım.

Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insan üstü bir uğraşa asla girmeyecektim.

Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti.

Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim.

Bir çift peynir kokulu ayağın böylesine bağımlısı olamayacaktım.

Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik.

Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım.

Telaşsız sevişmenin hayalini kuramayacaktım.

Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım.

Annesinden zorla ayırdılar diye “Uçan Fil Dumbo!” çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım.

Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi.

Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer biryerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım.

Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım.

38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı.

Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım.

Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı öğrenemeyecektim.

Sen olmasaydın eğer ben asla “anne” olmayacaktım.

Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış.

Sevda the doğmus olan, yeni doğan veya doğacak olan, anneliği karnında değil yüreğinde taşıyan tüm annelerin anneler gününü kutlayan...

Yazarı tarafımızdan artık biliniyor.

www.anneyiz.biz.com annelerinden sevgili Sevda Girgin yazmış bu güzel yazıyı ellerine sağlık diyorum...:)

Hamileyim miyim?Neyim ?Neeeeeeeeeeee?

İSTANBUL, 9 MAYIS ÇARŞAMBA

Günlerdir devam eden koku hengamesi bugün sonuca ulaştı...
Tüm gün şirketteki herkesin ceketinin düğmesine kadar kokusundan mide bulantıları geçiren ben , öğleden sonra dayanamayıp aldığım hamilelik testi sonrası çıkan 2 küçük pembelik sebebiyle nakavt olmuş durumdayım...Acayip bir şok bu yahuu bebek düşer müşer söylentileri varya hani bir bebek düşecekse şu an bu şoktan düşebilir ancak bence , kalbim duracak sandım...

Birde testi yaparken yanıma gelen Tavşan arkadaşım Elo'nun
"ayyyyyyy 2'side pembe ayyyyyyyyyyy"
çığlıkları yüzünden ve tuvaletteki debelenmemizden, o dakika mekandakilerin haberi oldu zaten...

Normal şartlarda, bu tarz şok durumları giriş katına inip, bir sigara tellendirmek suretiyle bertaraf edilirken, artık ne yazık ki, yok öyle bir şansım da kalmadı:( sigarasız bir ben ha ? yol yakınken atın beni denizlere yalan dünya size kalsın..........

kudururum ben ayol, ağzımdan köpükler filan çıkar,
etrafımdakilere yazık...sigarasız ve kahvesiz bir gün , ne 1 günü 9 ay 10 gün ohhhhh suyundan da koy...

Kızlara haber vermem lazım, bu haberi derhal öğrenmeliler.
1o yıldır bu an'ı onlar benden çok beklediler ...hatta ben hala bile onlar kadar heyecanlı değilim muhtemelen,

evet ilk haber Kevebek hanım'a "hadi be kızım süperrrrr ayyyyy çok sevindim......."
kesinlikle benden daha fazla heyecanlandı teyze işte anne yarısı

şimdi Eylül hanım'ı arayalım "ayy neeee aaaaaaaaaayyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy " Şişli sokakları inliyor 1 dakikadan fazla çığlık attı, çok tatlılar ya ana kız heyecanları benden kesinlikle daha fazla teyze işte bu da anne yarısı ikisi halleder zaten bana gerek kalmadı....

bir de kanbağı teyzesi var, Öz teyze ona henüz söylemedim yüzüne söyleyesim var çok güzel zalaklaşır benim canım kardeşim pek eğlenirim heh heh:)ohhh o da duyunca haberi zaten "dürüyeminnnn güğümleriiii kalaylı ahhhh kalaylıııı"

ben doğurup kaçsam da, bu şartlarda gözüm arkada kalmaz ki, daha burada yazamayacağım ve bu sebepten beni tepeleyeceklerinden gayet emin olduğum, 50 teyzeyi saymıyorum...

Dayı kıtlığımız var Öz Dayısı dışında başka dayısı varmı? var aslında ama teyzeler daha kalabalık:)babasının arkadaşlarını derhal Dayı sathına çekmemiz lazım, ne AMCA'sı o kendine başka adaylar bulsun hıhhhh...

ve bende kesin bir denyoluk var duyan şakıyarak konuşuyor, bağırıyor ben robot teneke şeklinde, en duygusuz savaş muhabiri:(

Meto'ya söyledim "oiyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy" çığlığının bitmeyeceğini anlayınca teli kapatmak zorunda kaldım
"sen bitir sonra beni ara" yoksa kendimi en duygusuz anne adayı hissedicem"
bööööööö:(

zaten zalaktım abii ben ve bu hayatın içinde algılayamadığım bissürü bişiler vardı, iyice salaklaştım şimdi geçer dimi?

ayyyy ağız dolusu çığlık atasım varrr

ama benden daha zalak olacak birini biliyorum babasıııııııııı:)heh hehhhhhhhh

eve geç gidince merak edip sordu haliyle ,
"nerdesin" diye,
2 pempe çubuğu gösterip,
"bu pembeliklerin babasını arıyordum adres burası çıktı "

şokkkkkkkkkk :)ayyy çok keyifli suratının halini seyretmek ,

"yandıkkk, ne babası , ben ve baba olmak , dur yahu playstationda ne güzel maç yapıyordum daha da bitmemişti, ay bu kadının hamile hali nasıl çekilir? imdatttttttttttttt"

"hadi yaaa ayyy ne güzelll hmmmm canımmmmm benim " saçmalıyor yazık sapıttı
yalancıııııı kesin aklından geçen cümlelerin uzunluğu Çin Seddi'ni geçmiştir...

playstation'ına dönüp maçı tamamlamasına hiç bozulmadım nasılsa kaybedecek, kafası uçtu ama, bitirsin hadi bakalım...baba bir babalık maçı başlıyorrr haberi yok daha:P keh kehhhhhhh

ve bu ilgisizliklerin faturası yıllar içersinde defaten burnundan fitil&fitil itina ile getirilecektir canım kocacım hiççççç merak etme.

ama hakkını yememek lazım sevindi çocuk,algılayamadı henüz o da benim gibi, hepsi bu...


Ayyyyyyy çok acayip bir duygu bu çokkkkkkkk hamileyim yahuuuu.........
10 yıl boyunca çocuk yapma , soranlara "hayır böyle bir dünyaya çocuk mu getirilir?" vs.. tarzı 5678 demeç verene ben söylediğim tüm sözleri yutmuş bulunuyorum ve en az sizler kadar inanamıyorum.....

15 Mayıs 2007

Bİ HABER

İSTANBUL, 03 ARALIK 2006

Bİ MEKAN

ÇORBA & EKMEK -CİHANGİR


Cihangirdeki eski Sarımsak Çorba & Ekmek olmuş...

Time-Out'un Kasım sayısından haberdar olunan mekana dün gidilebildi...

Bildiğimiz, süzme Mercimek, terbiyeli İşkembe çorbası dışında, dünya mutfağından da Borç çorbası, Soğan çorbası gibi seçenekler var...

Otlu yoğurtlu çorbası ve soğanlı ekmeği nefis, çorba dışında alternatifler de var, her ne kadar, bir kase çorba 5-8 ytl civarında olsa da, fiyatlar kaliteyle eşdeğer nitelikte, tadına baktığınız anda kaliteden ödün verilmediğini anlıyorsunuz ve porsiyonlar oldukça doyurucu ve bolkepçe...

Bu lezzetli ziyaretin sonunda, mekanın sahibi olan Güneş hanım'la yapılan sohbet esnasında içilen Sütlü Türk Kahvesi ise, nostaljik ve çocukluk yıllarında annelerimizin hazırladıklarıyla eşdeğer kalitede...

Ellerinize sağlık Güneş hanım :)
ve sıcacık çorbalarınızla içimizi ısıtacak olan bu güzel mekanınız, keşke sabah işe giderken de, uğrayıp bir çorba içip güne başlayabileceğimiz yakınlıkta olsaymış.

Güler yüzlü samimi servisinizi, lezzetli çorbalarınızı, ekmeklerinizi, yemeklerinizi herşeyinizle birlikte, Maslak'a taşımanın bir yolu var mıdır? :)

Çorba & Ekmek Havyar Sk. No:34/A Cihangir ,Tel: 0212-2937656 sabah 04:00' e kadar açık.




Bİ BOTANİK CENNETİ

CEM BOTANİK

Evinize değişik ve güzel bir çiçek ya da arkadaşlarınıza farklı bir hediye almak için ulaşmanız gereken en kapsamlı adres CEM BOTANİK.

Beykoz'da 3 bin metrekare kapalı, 20 bin metrekare açık alanda hizmet veren Cem Botanik de, Cam fanus içinde satılan Terranium çiçekleri, dekoratif görünümü ve güzellikleri ile göz kamaştırıyor.

Türkiye'de ve dünyada kurduğu bitki oteli ve hastanesiyle bir ilke imza atan ve 30 yıllık geçmişi olan CEM BOTANİK, öncelikle bir peyzaj firması, bunun dışında sağlığını yitiren bitkiler için, gerektiğinde ambulansla evinizden alınarak müdahale edilen, bir bitki hastanesi ve tatile çıkacağiniz zaman, çok sevdiğiniz ev arkadaşlarınızı emin ellere teslim edebilmeniz için düşünülmüş Bitki Otelleri mevcut.

Evinizdeki bitkilerin bakımı hakkında bilgi almak veya cam fanus içinde satılan Terranium'larla tanışmak isteyenler için internet adresi, www.cembotanik.com

11 Şubat 2006

Papatya falı .........

Bir insan hayatının ne kadarı böylesi bir özlemle beklemekle geçer diye düşündü beklediği kafenin camlarından süzülen yağmuru seyrederken ...bu cafeyi özellikle sevmesinin sebebi bu uluorta görüntüsüydü belki de ...ama hepsinden önemlisi hayatını değiştiren o karşılaşmanın en sessiz şahidi oluşuydu aslında...

yıllar önce bir yaz günü masaların kenarlarında papatyalarla dolu saksıların olduğu bu bahçede görmüştü onu ilk defa, üzerindeki eteğe aldırmadan, umarsızca bacaklarını sandelyeye uzatmış, önündeki kitabı okurken, elindeki elmayı yeryüzünde kalan son elmaymışçasına seyrederek arsızca yemesi geçti gözlerinin önünden ... sonra koçanın içinden elmanın çekirdeklerini çıkarıp, gülümseyerek papatya saksılarına tıkıstırmış ve haylaz haylaz etrafa bakıp hiçbir şey olmamış gibi bir papatya tanesini koparmış yüzünde gezdirerek miskin miskin öylece oturuyordu...

karşıdaki bir başka cafenin önüne öylece çöküp aklını yitirmişçesine onu seyreden adamdan habersiz burnunu kaşıyordu elindeki papatyayı bir yandan koklayarak , çiçeğin sarılığı burnuna değdikçe şirinleşiyor , sonra etrafa yine şöyle bir göz atıp damağında kalan son elma kalıntılarını görgüsüz bir çocuk gibi parmağıyla temizliyor ve parmağını yüzünden çekmesi sanki saatlerce sürüyordu...herşey ağır çekimde gibiydi onu detaylarıyla seyreden birisi için...

öylesine umarsızdı ki , sanki tüm o mekan, sokak, insanlar yaptığı herşeyi görse de söz birliği etmişçesine susmaya yeminliydi...

ya da sadece adam farkındaydı bu inanılmaz güzelliğin....usulca fotoğraf makinasını çantasından çıkartıp birkaç poz çekmeye başladı biraz da çekinerek , oysa etrafında olan bitenin farkında olmadığı gibi, hiç umurunda da değildi ...kendi seromonisini yaşar bir hali vardı biraz evvel burnunu kaşıdıgı papatyayı saçına iliştirmeye çalışıyordu şimdide, genç adam öylesine kendini kaptırmıştıki deklanşöre ard arda basmaya, hiç bir detayını kaçırmak istemediği bu güzellikten, film bittiğinde uyanabildi...film bitmişti...

ama o saniye billemezdi hayatına bazen siyah beyaz, bazense rengarenk günler katacak ve hala üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen ilk günkü heyecanıyla hatırladığı bu karşılaşmanın ona nelere malolacağını...

24 Ocak 2006

AHMAK ISLATAN

İSTANBUL, 24 OCAK 2006

AHMAK ISLATAN

Yağmur sakin sakin yağar da hani "ahmak ıslatan" da derler eskiler, varlığı ile yokluğu bir gibidir inceciktir etkilemez sanırsın ....

tıpkı etkisiz olacağını sadece 1-2 günlük macera olacağını sanıp ta tüm benliğini kaplayan aşklar gibi..

hani hiç hesapsızca başlar ve günler geçtikçe bir bakarsın ki, güzelliğine doyamadığın onca sürprizin büyüsüyle tarifsiz bir senfoninin tam ortasına düşmüşsün...

aklından geçenleri okurcasına hayata geçiren birisi var karşında ... önceleri eşten dosttan kalan zamanlarında keyifli zaman geçirdiğin için "iyi hadi görüşelim öyleyse" dediğin ama, günler geçtikçe sadece birbirinizle olmaya yemin etmişçesine, etrafindaki rutin hayatini unutturan, tarifsiz bir keyifle seni sarmaladığında, zamanın durduğunu hissettiren ve yanından ayrıldığın anda özlediğin doyumsuz zamanların sahibi .....

işte böyledir dostum tıpkı ahmak ıslatan gibi sessizce yağar hayatının her zerresine ve bir bakmışsın sırılsıklam olmuşsun ...

İkili delilik .......1.......

Kahve içmekti maksat sadece ...
bir haftaya yakın bir zamandır, geceler boyu sabahın ilk ışıklarına dek süren inanılmaz sohbetin sonunda alınan karar gereği, öylesine bir akşamüzeri, hiç telaşsız buluşup, bildik internet tanışmalarından birisini gerçekleştireceklerdi sadece...

içilemeyen kahveler fincanlarında soğudukça, birbirlerinin gözlerinin içinde kaybolmaya başlandıysa da, kimsenin o dakikalarda bunu itiraf edecek cesareti yoktu... gizli ılık bir meltem esiyordu aralarında ve söz bittiğinde geriye kalan o bildik heyecanlı telaş kurulmuştu başköşeye...bir sonraki adımı atmak kime nasipti şimdi?.

Gülümsedikçe dudağının kıvrılmasına özellikle bayılmıştı ve keşke tekrar gülümsese diye, hiç huyu olmamasına rağmen , abuk sabuk espriler yapmaktan dahi alıkoyamıyordu bu his onu...büyülenmişçesine seyrediyordu tüm detaylarıyla karşısındakini, nasıl bir güzellikti bu...bu kadar net bakabilmek mümkün müydü gerçekten...ya böylesine duru görünebilmek...dudağının kenarına düşen bir kirpik takıldı gözüne...kirpik olmak istedi o an...kirpik biliyor muydu? ne denli şanslı oldugunu diye düşündü...

Sidikli tayfası .......

Elekçi kadın kısmısı

hayatı boyunca birsürü irili ufaklı (her anlamda kullanabiliriz) ilişki yaşamış, feleğin çemberi yetmemiş, uğruna geometri okuyup, tüm iki ucu bir araya gelen, gelmeyen şekillerinin içinden, dışından geçmiş, muhtelif unları eleğinde elemiş ama, hala bir yerlerde elenmeyen bir un tanesi kalmış mıdır? ümidiyle eleğini asamamış, halk arasında bazı çıtır erkekler tarafından ?olgun ? olarak da tabir edilen kadın kısmısıdır....

Bu kadınlarımız, herhangi bir parti ya da ev ortamında ? tek kaşı kalkmış? (hala edebimle yazma gayretindeyim ona göre) kendisine doğru gelen bir adam görünce, niyetinin en az yüzde 20'sini şıp diye hisseden ve kurduğu ilk cümleden itibaren, karşısındakini tepeden tırnağa olmasa da, bel hizasına kadar çözebilme kabiliyetine sahiptirler. (kim ne derse desin, belden aşağısı muammadır, ne 2 lafı bir araya getiremeyenlerin muhteşem performansına, ne mangalda kül bırakmayanların da beceriksizliğine tanıklık edilmiştir geçmişte, bilahare tartışılır)

Bu elekçi kadın kısmısının bu saatten sonra İlişkilere ait beklentisi, aklı başında cümleler kurabilen, hayata dair inceliklerlerden ilişiğini kesmemiş , yaşamına farklı bir heyecan katacak cazip bir adamla karşılaşmak kurgusuyla gün geçirmektir. Uygun bir ortamda karşılaşılan bu ?tek kaşı havada? yaklaşan erkek kısmısı, muhabbet esnasında bir nebze olsun bu inceliklere uygun cümleler kurmayı ve cezbeden davranışlarda bulunmayı başarırsa, gecenin sonunda aynı yastığa baş koymamak, hatta yastığı, yorganı görmeye fırsat bulamadan bulunan ilk yüzeye konmamak imkansız gibidir.

Bu noktada mevzunun sosyal boyutunu incelemek her iki taraf içinde gereksizdir ve zaten vakit, mekan sıkıntısı problemleri devreye girmiştir (senin evin mi benimki mi? Sorularını araban var mı? Soruları takip etmeye başlamıştır çoktan).... ve bu ilişkinin devamı çiftleşmenin performansıyla doğru orantılı olarak birbirini keşiflere taşınacaktır sonrasında ....


Balıkçı kadın kısmısı

Vogue dergilerinden çıkma görüntüleri ve fersahlarca uzaklıktan gelen parfüm kokularına rağmen , onları kalabalık bir ortamda şıp diye fark edemiyorsanız , ciddi görme ve algılama problemi yaşıyorsunuz demektir.

Çünkü sürdükleri kat kat parlatıcıdan ışık huzmesine dönüşmüş dudaklarıyla ve yine kirpiklerine sürdükleri kat kat rimelden fenalık geçirip birbirine sokulmak suretiyle, fırça darbelerinden kendilerini korumaya yemin etmiş gibi duran, 4 tel kirpiğini kırpıştırıp gözlerinizin içine en can alıcı halleriyle bakıp, ?şımart beni seveyim seni? temalı akıllara ziyan öyle cümleler kurarlar ki, erkek kişinin o saniye bu baştan çıkarıcı görüntüden etkilenip, onun bahsettiği herşeyi allayıp pullayıp önüne koymaması mümkün değildir.

Laf aramızda bu tarz dişi kısmısının o saniye aslında önüne koyulan ?şey?den de pek haberdar olmadıklarına muhtelif seferler tanık olunmuştur. Balıkçı kadın kısmısı için, sex başlı başına bir balık ortasına takılan yem kıvamındadır.Bu sebepten onları bir şehvet gecesine ikna etmek çoğu zaman, ciddi bir malvarlığından vazgeçmekle doğru orantılı olabilir.... Böyle bir gecenin sonunda da, şayet saçlarının bozulmasına takılmadan, mutlu bir sevişgen olmayı becerebildiyse ve pek duyulmamış olmamasına rağmen gösterdiği performans muhteşemse, birlikte olduğu erkekten
? hoş hatun takılırız işte gittiği yere kadar? şeklinde ya da başarısız bir sevişgense ,
?makyajları akınca Tanyeli?nin annesine benzedi hatun? tarzı eleştirilere maruz kaldıklarına şahit olunmuştur.